‘’Sağ bacağını bir adım öne at, tamam işte böyle; şimdi gülümse.’’ Flaş, flaş ve bir kez daha mavi gözlerini kadrajıma almama izin ver. Bembeyaz bir tuval gibi parlarken fotoğraflarda, seni en güzel renklere boyamak sonra da günahlarımla kirletmek istiyordum. Garip, en sevdiğim varlığa kendimi açtığımda olacaklardan korkuyorum, seni kollarıma almak, sonra da özgürlüğünde dans edişini görmek istiyordum. Aklımdan geçenleri merak etmemen için sana döndüm ‘’Argusianus argus , Tahminlere göre Endonezya veya Malezya’da yaşamış, nesli tükenmiş bir kuş türü. Varlığı yalnızca keşfedilen bir tüy parçasından araştırılmış bundan dolayı gerçekliğinden şüphe eden de çok. Bazen aklıma takılıyor, bugüne kadar fark edilmemiş şeylerin birden ortaya çıkması, onların bulunması için gereken zamanın önceden planlı olmasından mı yoksa meraklı adamın birinin ‘denk gelişleri’ üzerine mi kurulu.’’
Az önce yüzünde tebessüm halinde olan dudakların yavaşça açılıp dişlerini ortaya çıkardığında seni güldürmenin verdiği keyifle ben de gülümsedim ve başımı eğip çektiğim fotoğraflara baktım. Bazılarını silmemi istemiştin, içinde olduğun hiçbir şeyi silemeyeceğimi bildiğimden bunun için söz veremedim. ‘’Bugünlük bu kadar yeter, ne dersin?’’ Dalgınlığımı fark etmiş olacaksın ki bunu yorgunluğuma verip başımda kalabalık ettiğini düşündün, ah, keşke sabah uyanmamın, yüzümü yıkadıktan sonra kahvemi içip ardından kaçamadığım döngüsel monotonluğun içinde kaldığım boşlukta düşüncelerimle kendime zarar vermememin sebebinin sen olduğunu bilsen. Ama sana bu sorumluluğu yükleyemem, benimle bana acıdığın için konuşmanı sürdürmeni istemem, gururumdan değil, Hayır; sana yük olmaktan, saçının teline zarar vermeye, zihninin odalarını işgal etmeye korkarım. Merhametinin iyileştireceği insanlar, yetiştireceği bahçeler