Eğer serpilmeye doğru gitmeden sadece hayatta kalan olmaya devam edersek, kendimizi kısıtlarız ve dünyada kendimize ayırdığımız enerji ve gücü yarıdan aza indiririz. Hayatta kalan olmaktan o kadar büyük gurur duyulabilir ki, bu durum daha fazla yaratıcı gelişimin önünde bir tehlike haline gelir. Kimi zaman insanlar hayatta kalan statüsünün õtesine devam etmeye korkarlar, çünkü o salt bir statüdür, ayırt edici bir işarettir, bir "Buraya ne kahırlı yollardan geldim!" başarısıdır.
Bir kadın, ișe yaradığı zamanlar geride kaldığı halde durmadan "Ben hayatta kalmış biriyim" diye ısrar ediyorsa, bizi bekleyen görev açıktır. Hayatta kalma arketipine sımsıkı sarılan elini gevşetmeliyiz. Yoksa başka bir șey büyüyemez. Bunu susuz, gün ışıksız ve besinsiz olmasına karşın cesur ve huysuz küçük bir yaprak üretmeyi beceren, dayanıklı, küçük bir bitkiye benzetiyorum. Her şeye rağmen.
Ruhun temel besini nedir? Pekala, bu, yaratıktan yaratığa değişir, ama işte bazı bileșimler: Bunları psişik makrobiyotikler olarak düşünün. Kimi kadınlar için hava, gece, gün ışığı ve ağaçlar zorunludur. Kimileri için kelimeler, kâğıt ve kitaplar doyum veren biricik şeylerdir. Kimileri için renk, biçim, gölge ve kil mutlaktır. Kimi kadınlar sıçramalı, eğilmeli ve koşmalıdır, çünkü ruhları dansı arzular. Ancak, kimileri de sadece ağaç altındaki huzuru özler.
Kimi zaman o kadar uzağa sürüklenir ya da tüyer ki, tekrar gönlünü yapmak için ustaca yatıștırılması gerekir. Böyle bir ruhun geri dönecek kadar güvenmesi için, aradan uzun bir süre geçmesi gerekse de, bu başarlabilir. Ruhu tekrar elde etmek için gereken unsurlar yalın bir alçakgönüllülük, dayanma gücü, şefkat, şirinlik, öfkenin boşaltılması ve mizah yeteneğidir. Bunlar bir araya geldiklerinde ruhu tekrar evine çağran bir şarkı oluştururlar.
Bat Afrikallar bir çocuğa sert davranmanın, onun ruhunun bedeninden geri çekilmesine neden oldugunu bilirler; bu kimi zaman sadece bir metre öteye de olabilir, birkaç günlük yol uzaklığına da.