Pek çok vahşi huylu kız çocuğu için babanın çökmüş bir adam, her gece kendisini ceketiyle birlikte dolaba asan bir gölgeden ibaret olduğu kolayca söylenebilir.
7. Dünyada hålå çok fazla kölelik vardır. Kimi zaman böyle adlandırılmaz, ama bir kişi "terk etmekte özgür olmadığında, "kaçarsa" cezalandırılacak olduğunda, bu köleliktir. Birinin her aklına estiğinde insanlar "kapı dışına konuyorsa", bu da bir kölelik durumunu gösterir. Eğer bir kişi kendi çıkarları uğruna değil de, temel varlığını korumak ya da sürdürmek amacıyla acı verici işlere ya da alçaltıcı seçimlere zorlanıyorsa, bu da bir kölelik oluşturur.
Böyle bir seçim yapmaya zorlanmak, aklın alamayacağı bir şey gibi görünse de, bu, annelerin çağlar boyu yapmaya zorlandıkları psişik bir seçimdir. Kurallara uy ve çocuğunu öldür, yoksa olacaklardan sen sorumlusun. Böyle sürer gider. Bir anne, çocuğu ile kültür arasında bir seçime zorlandığında, bu kültürde iğrendirici, zalimce ve düşüncesizce bir şeyler var demektir. Yasaklamalarına uymak için sizden ruhunuza zarar vermenizi talep eden bir kültür, gerçekte çok hasta bir kültürdür. Bu "kültür", kadının içinde yaşadığı kültür olabileceği gibi, bundan daha kahredici olmak üzere, kendi zihninde taşıdığı ve uyum gösterdiği bir kültür de olabilir.
Kuşaklar boyunca kendisine ve yavrusuna saygı duyulmasını sağlamak isteyen annelerin, ne yazık ki, açık bir şekilde kendilerine yasaklanmış olan hiddet, korkusuzluk ve korkunçluk niteliklerine ihtiyaçları olmuştur.
Bir annenin psişe ve ruh ihtiyaçları açısından ana kültür bakımından az ya da çok farklı olan bir çocuğu mutlu bir şekilde büyütmesi için, kendi kahramansı niteliklerine güvenerek işe başlaması gerekir. Mitlerdeki kadın kahramanlar gibi, eğer izin verilmemişse, bu nitelikleri bulup elde etmeli, korumalı, doğru zamanda göstermeli, kendisinin ve inandığı şeylerin yanında olmalıdır. Bunun için hazırlıklı olmanın, derin bir cesaret gösterisinde bulunup, sonra buna uygun hareket etmekten başka bir yolu neredeyse yoktur.
Bir kadının içine doğduğu ve altında yaşadığı en yıkıcı kültürel koşullar, insanın ruhuna danışmadan boyun eğmesinde ısrar eden; sevecen bağışlama törenleri olmayan; bir kadını ruhu ile toplum arasında seçim yapmaya zorlayan; ekonomik zümreler ya da kast sistemleri nedeniyle başkalarına merhameti engelleyen; bedenin "temizlenmesi" gereken bir şey ya da emirle düzene sokulacak bir tapınak olarak görüldüğü; yeni, olağandışı ya da farklı olanın hiçbir zevk uyandırmadığı; merak ve yaratıcılığın ödüllendirilmek yerine cezalandırılıp küçümsendiği ya da ancak bu kişi kadın değilse ödüllendirildiği; bedene acı verici eylemlerin uygulandığı ve buna kutsal dendiği ya da ne zaman bir kadın cezalandırılsa, Alice Miller'ın dediği gibi, bunun "onun kendi iyiliği için" yapıldığı; ruhun kendi başına bir varlık olarak kabul edilmediği toplumlarda görülür.