Cengiz Oktay

‘... Tanrı edindiği tek oğlunu dünyaya gönderdi.”' Dunworthy içinden, başına neler geleceğini bilseydi, asla göndermezdi, diye geçirdi. Hirodes’i, masumların katlini ve Getsemane'yi. “Bana Matta'dan okuyun,” dedi. “Bölüm 26, ayet 39.” Bayan Gaddson sustu, sinirlenmiş gibiydi. Sonra sayfaları çevirip Matta İncili’ni açtı. ‘“Biraz ilerledi ve yüz üstü yere kapanıp dua etmeye başladı. Baba eğer mümkünse, bu kase benden geçsin. Dunworthy, Tanrı oğlunun nerede olduğunu bilmiyordu, diye düşündü. Tek oğlunu bu dünyaya göndermiş ve inişte bir terslik olmuştu; Tanrı’nın ona ulaşamaması için biri ağı kapamıştı. Oğlunu tutuklamışlar ve başına dikenli bir taç oturtmuşlar, sonra da bir çarmıha çivilemişlerdi. “27. Bölüm,” dedi Dunworthy. “Ayet 46." Kadın dudaklarını büzüp sayfayı çevirdi. “Bunların hiç de uygun bölümler olduğunu ...” “Okuyun.” “‘Ve dokuzuncu saat dolaylarında İsa, Eli, Eli lema sebaktani? Yani Tanrım, Tanrım beni neden terk ettin, diye bağırdı
Reklam
Roche dönüp Kivrin’e baktı. “Bunlar son günler mi?” diye sordu. “Tanrı’nın havarilerinin haber verdikleri kıyamet mi geliyor?” Kivrin içinden evet, diye geçirirken, “Hayır,” dedi. “Hayır, yalnızca kötü bir zamandayız. Korkunç bir zaman bu, ama herkes ölmeyecek. Bundan sonra çok güzel günler gelecek. Rönesans, sınıf reformları ve müzik. Harikulade dönemler. Yeni ilaçlar çıkacak, insanlar vebadan, suçiçeğinden ya da zatürreden ölmeyecek. Herkesin yeterince yiyeceği olacak, kışın bile evleri sıcacık ısınacak.” Noel için süslenmiş sokakları, vitrinlerle ışıklarla bezenmiş Oxford'u düşündü. “Her yerde ışık olacak, bir de kendi kendine çalan çanlar.” Anlattıkları katibi yatıştırmış gibiydi. Nefesleri hafiflemiş, uykuya dalmıştı.
Roche, “Bu hastalığı bize Tanrı mı gönderdi?” diye sordu. “Hayır,” dedi Kivrin. “Hayır.” “O halde şeytan mı gönderdi?” İçinden evet demek geldi. Avrupa’nın yarısı Kara Ölüm'den şeytanın sorumlu olduğuna inanmıştı. Şeytanın uşaklarının peşine düşmüş, cüzzamlılarla Yahudilere işkence yapmış, yaşlı kadınları taşlamış, genç kızları yakmışlardı. “Kimse göndermedi. Bu bir hastalık. Kimsenin suçu değil. Tanrı elinden gelse bize yardım ederdi, ama ...” Ama ne? Bizi duymuyor mu? Çekip gitti mi? Yok mu? İkna etmeyen bir sesle, “O gelemez,” dedi. “Biz onun yerine mi hareket etmeliyiz?” dedi Roche. “Evet.” Roche yatağın yanında diz çöktü. Başını ellerine doğru eğdi, sonra tekrar kaldırdı. “Tanrı’nın seni bir sebeple aramıza gönderdiğini biliyordum.” Kivrin de diz çöküp ellerini birleştirdi. Roche duaya başladı. “Mittere digneris sanctum Angelum. Bu evde toplananları korumak ve gözetmek için bize cennetten meleğini gönder.” Kivrin kayıt cihazına, “Roche'un hastalanmasına izin verme,” dedi. “Rosemund'un hastalanmasına izin verme. Katip, hastalık ciğerlerine ulaşmadan ölsün.”
Bu vebaya yakalananlara yardım için yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu?” Veba sözcüğünü beceriksizce söyledi. Kivrin dönem halkının ne gibi çareler denediklerini hatırlamaya çalıştı. Küçük çiçek demetleri taşımış, toz haline getirilmiş elmas içmiş, hıyarcıkların üstüne sülük yapıştırmışlardı ama hiçbiri işe yaramamıştı. Dr. Ahrens ne denerlerse denesinler, tetra-siklin ve streptomisin gibi antibiyotiklerden başka hiçbir şeyin işe yaramayacağını söylemişti. Bu ilaçlar da yirminci yüzyılda keşfedilmişti. “Ona sıvı şeyler verip sıcak tutmalıyız,” dedi. Roche katibe baktı. “Tanrı mutlaka ona yardım eder,” dedi. Kivrin, etmeyecek diye geçirdi içinden. Etmemişti de. Avrupa’nın yarısı. “Tanrı, Kara Ölüm’e karşı bize yardım edemez,” dedi
Ellerini indirip yüzüme baktı. “Korkarım yara zehirlenmiş," dedi. “Zehri çekmek için zufaotu demleyeceğim." Ocağın başına gidip soğumuşa benzeyen birkaç kömür parçasını karıştırdıktan sonra, demir bir kaba bir kovadan su doldurdu. Kova pisti, kap pisti, Agnes’ın yarasını muayene eden elleri pisti. Orada durup kabı ateşe koymasını ve ellerini pis bir torbaya daldırmasını izlerken geldiğime pişman oldum. Roche Imeyne'den daha iyi değildi. Kan zehirlenmesi için Imeyııe’nin lapaları ne kadar faydalıysa, otlar ve tohumları kaynatmak da o kadar faydalıydı. Gerçekten oradaymış gibi Tanrıyla konuşsa bile, duasının da bir yararı yoktu. Neredeyse, “Elinden gelen sadece bu mu?" diyecekken ondan imkansızı gerçekleştirmesini beklediğimi fark ettim. Enfeksiyonun tedavisi penisilindi, t-hücrelerinin takviye edilmesiydi, antiseptiklerdi ve heybesinde bunların hiçbiri yoktu
Reklam