İslâm medeniyeti dış tezahürlerinde bölgesel, dönemsel ve etnik sebeplere bağlı belli bazı farklılıklar gösterse de, özünde ırklar ve kavimler üstüdür. Zira İslam dini bütün boyutlarıyla etnik ve dilsel grupları aşar. Bu bakımdan, İslâm sanatı da bu düzeyde, yani bölgesel ve dönemsel özelliklerin yansıtılması açısından, katı teşbih ve taklitten kaçınmış, ayrıntılı tasvirí anlatımlardan büyük ölçüde uzak durmuştur.
Zaten, tevhit ve tenzih ilkesine yaslanan sanatın gayesi, her şeyden önce duyulur dünyanın ötesindeki gerçek varlığı, bu göze hitap eden Nakkaşların Nakkaşını, yani hakiki Musavviri mümkün olduğu ölçüde hissettirmektir. Tabiatın olduğu gibi, ortaya konan sanat eserinin de basiret sahipleri için bir itibar noktası, gayba uzanışta bir köprü olması son derece önemli görülmüştür.