BİR ÖLÜMÜN ANLATISI
I.BÖLÜM
1.BÖLÜM
Sorsalar sinirli bir adam mısın diye hayır derim ama öyleyim. Ben tek gözlü odada ölsem cesedimi 2 hafta sonra bulacakları bir pansiyonda çürüyüp gidiyorum. Bu karanlık ve iç ürpertici oda da canavarlardan hayaletlerden korkmuyorum bu sorguladığım hayatta sorularıma cevap alamadığım için üzülmekten korkuyorum emeklerimin hiçe sayılıp yok olmaktan korkuyorum. Unutulmak istiyorum. Zaten kimse ben bu bedendeyken hatırlamaz beni. 3 katlı olan bu pansiyon giren herkesi bir çıkmaza sürüklüyor. Hayatımın ellerimden kayıp gitmesini sakince izlemek ve çözüm üretmeden oturmak, benim aptallığımı gösteriyor. Dediğim gibi çirkin bir adamım ben. Hadi be lise zamanlarımda manyak iyiydim. Kızlar seviyordu beni diyeceğimi falan mı sandınız değil mi, çirkindim yanıma kimse oturmazdı dalga geçerlerdi benimle. Sayemde iki üç zibidi gülüyordu.
Uyandığımda gün daha yeni doğuyordu yavaş yavaş kalktım eski ceketimi omzuma atıp kendimi İstanbul’un derin sokaklarına fırlattım. Aşağı caddeye kadar yürüdüm aşağı dediğim baya mesafe var ama en ucuz simidi orası satıyor. Epey bir yürüdükten sonra Simitçi Razmi amca yine gülümseyerek seyyar dükkanının başında hiç bilmediği bir güne başlıyordu. Nasıl bu kadar mutluydu ne de olsa önünde koca bir gün koca bir bilinmezlik var, zarar etme olasılığı oldukça yüksekti ama o mutluydu. Yeni bir gün bir mucize aslında. Aklımdaki sorular yüzünden mi bu haldeyim?
Razmi Amcadan bir simit alıp sahile oturdum cebimdeki son iki kuruşla çay aldım sanırım otobüse binecek param kalmamıştı. Simidimi yerken gün iyice doğmuş bu koca şehir uyanmıştı herkes yeni bir soru işaretine koşuyor önlerini görmeden, sonlarını düşünmeden adım atıyorlardı. Kalabalık iyice çoğalınca oradan hızlı adımlarla uzaklaştım. İnsanların beni görmesini
ne zaman doğduğumuz sorulduğunda hep anamızın bacakları arasından çıktığımız tarihi belirtmemize rağmen, artık insanları analardan çok yaşamın doğurduğunu biliyorum.
O gün, Tanrı’nın kendine sorduğu en zor bilmeceydin sen ve ben, çözmek bana düşmüş gibi sevinçliydim. Çekirdek çıtırtılarıyla kırmızı iğde kabukları arasında kaybolamayacak kadar güzel ellerin vardı, parmakların her yana dağılan sorulardı ve küçük değişiklerle süslenemeyecek kadar büyüktün.