Aka kabilesinde erkekler vakitlerinin %47'sini bebekleriyle ten teması kurarak geçirir ve çocuk ağladığında hiç çekinmeden kendi meme uçlarını onun ağzına vererek onu sakinleştirirler. "Erkek emziremez" dogması rasyonel değildir; doğru hormonal uyaranlar (veya domperidone gibi dopamin engelleyiciler) sağlandığında natrans erkeklerin ve trans kadınların süt bezleri de çalışmaya başlayabilir. Erkek meme ucu, işlevsiz bir evrim artığı değil; kabilenin çocuk bakımı krizlerinde devreye girebilecek esnek, androjen baskı altındaki uyuyan birer yedek mekanizmadır.
Annenin yaşadığı çevresel stres (kıtlık, tehlike, korku), sütündeki Kortizol seviyesi üzerinden doğrudan bebeğin beynine enjekte edilir. Eğer dünya tehlikeliyse, yüksek kortizollü süt bebeğe "Dışarı çıkma, keşfetme, ürkek ve temkinli ol, yoksa yenirsin!" mesajını fısıldar ve bu karakter ömür boyu kalıcı olabilir. Süt, kelimenin tam anlamıyla "sıvılaştırılmış birer dünya haritasıdır"; çocuk anasından sadece kalori değil, içine doğduğu evrenin ne kadar güvenli veya tehlikeli olduğu bilgisini (paleolitik politikayı) emmektedir.
Beni tekrar sevmesi için ne yapabileceğimi düşünüyorum."
“Ah Vidar," dedim ve yutkunduğunu duydum. "Hiçbir çocuk böyle bir şeyi düşünmek zorunda kalmamalı."
Bugün de durum farklı değil. Her şey değişebilir. Şartlar değişebilir. Mekânlar değişebilir. Ama değiştirmememiz gereken şeyleri değiştirmemeliyiz. Kendimize şu soruyu sormalıyız: Akıntıya mı kapılacağız, yoksa "kayyim" olan o ağaca mı tutunacağız? Bir mümini diğerlerinden ayıran en temel özellik budur. Aynı üniversite kampüsünde bulunabilirsin. Aynı iş yerinde çalışabilirsin. Aynı ortamı paylaşabilirsin. Ama dik durduğunda fark ortaya çıkar. Etrafındaki kalabalıklar sürüklenirken sen yerinde durursun. Onlar gibi konuşmazsın. Onlar gibi bakmazsın. Onlar gibi giyinmezsin. Onlar gibi düşünmez, onlar gibi davranmazsın. Önceliklerin farklıdır. Hayata bakışın farklıdır. Sen bir direk gibi, bir kaya gibi durursun. Eğilmezsin, bükülmezsin.
Ve bu duruş seni görünür kılar. Sen daha hiçbir şey söylemeden, hiçbir nasihat vermeden bile insanlar bunu hisseder. Sana tuhaf gözlerle bakarlar. "Sen biraz garipsin" derler. "Niye herkes gibi değilsin" derler. "Bize uymuyorsun" derler. Oysa sen sadece yerinde duruyorsundur. Başka bir şey yapmı yorsundur. Çünkü sen "kayyim" olan dine tutunuyorsundur; dimdik ayakta duran dine.
Yusuf Aleyhisselâm'ın hikâyesi de tam olarak budur. Köle olarak satıldığı evde efendisi ondan şikâyetçi olmaz. Ama fark eder. Bu çocuk farklıdır. Evdeki di-ğer hizmetliler gibi değildir. Diğer erkekler gibi bakmaz. Di-ğer erkekler gibi davranmaz. İşte bu fark, efendisinin eşinde bir takıntıya dönüşür. "Bu çocuk neden farklı?" sorusu zihnini kemirir. "Neden herkes gibi akıntıya kapılmıyor?" der. "Neden gözleri temiz?" der. "Neden bana diğer erkekler gibi bakmıyor?" diye düşünür. Çünkü Yusuf Aleyhisselâm'ın hayatında değişmeyen bir ilke vardır. Ne olursa olsun, hangi ortamda olursa olsun, değerlerinden vazgeçmeyecektir. İşte bu yüzden âyetin devamı bu kadar