Yine de hoştur hayat, katlanılabilir ona. Pazartesini salı izler, sonra çarşamba gelir. Zihin halkalar üretir; kimlik güçlenir, acılar büyümenin içinde erir. Açıp kapayarak, kapayıp açarak, artan mırıltılar ve güçlenen dirençle, gençliğin telaşlığı ve ateşinden yararlanılır, sonunda bütün varlığımız bir saatin zembereği gibi genişleyip daralır gibi olur. Ocaktan aralığa kadar da ne kadar hızlı akıyor zaman! Gölge düşürmeyecek kadar aşina olduğumuz şeylerin seline kapılıyoruz. Sürükleniyoruz, sürükleniyoruz...
Ötekiler bunca serüvene atılırken, gözü pekken, hem de meraklıyken ve çabalamaya ara verip serbest elleriyle duvara bir şaka yazacak kadar güçlüyken ben nasıl sığınacak bir yer ararım? Bu yüzden yüzümü pudralayacak ve dudaklarımı boyayacağım. Kaşlarımın kavisini her zamankinden daha fazla keskinleştireceğim. Yüzeye çıkacak, ötekilerle birlikte dimdik duracağım.
Beni her iki yandan güçlü duygularla desteklenmiş sütunlar ayakta tutuyor; ama hangisi keder, hangisi neşe diye soruyor ve bilmiyorum, bildiğim tek şey sessizliğe ihtiyacım olduğu, yalnız kalmak ve dışarı çıkmak, bir saat ayırıp dünyama ne olduğu, ölümün dünyama neler getirdiği üzerinde düşünmek istiyorum.