Bir akşam yemeği için arkadaşlarınızla aynı masaya oturursunuz. Sonra bir anda elektrikler kesilir ve mumlar yakılır. Dışarı baktığınızda bütün mahallenin karanlığa gömüldüğünü, yalnızca tek bir evde ışık olduğunu fark edersiniz. Merak edip eve gitmeye karar verirsiniz. O eve yaklaştığınızda asıl sarsıcı olanla karşılaşırsınız: İçeride, size tıpatıp benzeyen insanlar, aynı masada, aynı cümleleri kurarak oturmaktadır. Aynı bedenler, aynı ilişkiler, aynı an… Ama onlar siz olamazsınız; çünkü “asıl” siz dışarıdasınızdır. Film tam da bu noktada kimliğin, öznenin ve gerçekliğin altını oymaya başlar. Her dışarı çıkışta başka bir olasılık evrenine geçilir.
Coherence, sonsuz olasılıklar evreninde insanın kendi seçimleriyle nasıl farklı sonuçlar ürettiğini gösterirken, zihnin hiç susmayan o sorusunu da tetikler: “Başka türlü kararlar alsaydım, bugün hayatım bambaşka olur muydu?”.Burada trajedi, büyük felaketlerde değil, küçük tercihlerin yarattığı kırılmalarda gizlidir.
Kuantum fiziği, paralel evrenler, Schrödinger'in kedisi, görelilik kuramı , eşevrelilik ile ilgili insanı düşünmeye ve belirsizliğe sürükleyen bana göre çok iyi bir film.
Son derece düşük bir bütçeyle, büyük ölçüde doğaçlamaya dayanan oyunculuklarla çekilmiş olmasına rağmen Coherence, zekice yapılmış işlerden biri. Coherence yalnızca bir bilimkurgu değil; insanın kendi hayatına, kaçırılmış ihtimallere ve asla bilemeyeceği versiyonlarına bakma cesaretini talep eden bir film.