II. Abdülhamit rejimi, Arnavut, Kürt ve Arap halklarının önderlerine imtiyazlı yerler vermek yoluyla Tanzimat'ın tatmin edemediği Hıristiyan milletler karşısına bir Müslüman milletler birliği yaratmaya çalışmıştır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Devlet ile tebaa arası kopukluğun başka bir yanı, Müslüman olmayan, hattâ Türkten başka Müslüman olan halklar ile devlet arasındaki ilişkide görülür. Hıristiyan "millet"lerin kopmalarının çoktan başladığını gördük. Fakat daha II.Mahmut'un son yıllarında bile Arnavut, Kürt ve Arapların askerlik hizmeti zorunluluğu yüzünden ayrılıkçı kımıldamaları başlamıştı. Bu halklar, bu genel yükümlülüğü üstlerine almakta kendilerine yararlı bir yan görmüyorlardı.
Çifte yanlı eğitimin yetiştirdiği kişiler arasındaki görüş ve özlem çatışıklıklan
daha sonraki dönemlerde artmıştır. Bu, bugün Batı uygarlığında tartışılan kuşaklar arası boşluk olgusundan daha karmaşık bir olgudur. Boşluk sadece büyükbabaların, babaların ve oğulların kuşakları arasındaki boşluk değil, halk ile okumuş arasında, dinci ile Batıcı arasında, cahil ile aydın arasındaki boşluktur ve bu boşluklar üç kuşakta bulunan, birden fazla sınıf ve meslekten olan kişiler arasında da olabilir. Ulusal bütünlük bilincinin gelişmesini geciktirmekte bu boşlukların büyük payı olmuştur.
1837’de Viyana’ya elçi olarak giden Sadık Rıfat yazılarında Avrupa'nın özellikleri olarak din özgürlüğünü, hükümet yönetimindeki intizamı, memurların dürüstlüğünü, eğitimin ve okuryazarlığın yaygınlığını, halkın eğitiminde kitap ve matbaanın önemini, sermaye yatırımlarının teşvikini, buhar gücü kullanılışını, demiryollarını, bankaları, posta hizmetlerini, otel ve lokantaların temizliğini, eğlence ve müziğin önemini, yoksullar ve hastalar için kurulmuş kurumlanı sayar.