Özerk aklın, kendisinin tek anlam ve referans kaynağı olduğuna yönelik iddiası, varlığın bilgiden, var olmanın bilmekten önce geldiğini savunan Orta Çağ Yahudi, Hristiyan ve İslam metafiziğinin temel anlayışına aykırıdır. Descartes'ın iddiasının aksine, kişi, "bilme"den önce "var"dır.
Aydınlanmanın, Hıristiyanlığın ters yüz edilmiş ve sekülerleştirilmiş bir versiyonu olduğunu söyleyenler haksız değildir. Siyasi ve kültürel alanda da Aydınlanma/modernite hiçbir zaman çoğulcu, demokrat, medeni vs. olmamıştır. Aydınlanma projesinin Batı dışı dünyadaki askerî ve ekonomik yansıması açık ve acımasız bir sömürgeciliktir.
Avrupa igin gogulculugun birinci islevi budur: "İslam, Hint, Çin, Afrika vd. kültürel tahayyüller ve gelenekler beni canlı tuttuğu oranda anlamlı ve kıymetlidir. Onların nereye kadar var olacağına karar verecek olan da benim." Biraz sert olacak ama tüm bunlar bizi tek bir sonuca götürür: Avrupa dışı toplumlar birer kültürel çeşnidir ve Batı'nın eskiyen, yaşlanan ve daralan hayal dünyasını arada bir dürtmekten öte bir işleve sahip değildir.