Çoraklığın üzerine çekilen sanal örtüler, artık gerçekliğin yerine ikame edi-tiyor. Gerçek ve hakikat bizi açıkça rahatsız ediyor. Sanal dünyanın mükemmel -ve ruhsuz- kurguları bizim için artık daha gerçek, daha anlamlı ve daha önemli. İnsan kendi imgesini, suretini, avatarını, resmini, emojisini, metaverse'ini hakikatinin yerine koymayı çoktan kabullenmiş. Durum bu ve bizi buradan "ancak bir Tanrı kurtarabilir".
İnsanı madde, haz ve tüketim gibi ondan ontolojik olarak daha aşağıda olan şeyler üzerinden temellendirmeye çalışan her yaklaşım, insanı özgürleştirmez, köleleştirir.
Bize çoğu zaman ihtiyaçlarımızın sonsuz olduğu söylenir. Oysa insanların ihtiyaçları değil arzuları sonsuzdur. Arzuları ihtiyaç olarak kodlayan, tüketim ekonomisini esas alan kapitalizmdir. Daha fazla seçenek, daha fazla tüketim anlamına geldiği için özgürlük, seçme hürriyeti olarak tanımlanır. Amaç, insanı özgürleştirmek değil, bir tüketici olarak her alışverişten sonra yeniden icat etmektir. Kapitalizm, tüketim amentüsünü kabul ettikten sonra bireylerin sağcı-solcu, kadın-erkek, köylü-kentli, doğulu-batılı olmasına bakmaz. Kapitalizm için her şey bir ürün ve herkes bir müşteridir.
Max Weber, bilim ve sanayi devrimlerinin ardından kapitalizmin yükselişiyle birlikte dünyanın büyüsünün bozulduğunu söyler. Tılsımı gitmiş bu dünyanın, rasyonel toplum ve özgür bireyler üzerinde yeniden yükseleceği var sayılır. Rasyonel toplum, Aristocu manada akla ve erdeme dayalı olarak "iyi hayat" sahibi olmayı değil, üretim kapasitesini maksimum hâle getirmek için her şeyin hesaplı kitaplı yapılmasını ifade eder.