Mustafa Kemal, aklındaki rejimin adı olarak "halk cumhuriyeti" terimini kullanmayı tasarlıyordu. Birçokları bunu da Sovyetizm kokusu olan devrimsel bir terim saydığından bunda da sert bir tepkiyle karşılaştı.
"Materyalizme reddiye" yayınları II. Abdülhamit döneminde olduğu gibi devam etmekteydi. Bu türde yazılmış bir kitapta sigorta, modern materyalist düşünüşün en sapık yanlarından biri olarak tartışılır. Sigorta, Tanrı'nın iradesini inkar etmek demektir. Bir mülk yanarsa, kaybedilirse, Tann öyle istemiş demektir. O zaman onu sigortalamanın Tanrı'ya karşı gelmekten başka ne anlamı var, ne yararı var?
Herhangi bir toplumda faizsiz yaşanamayacağı duygusu çoğalmaya, faizin meşruluğuna çareler aranmaya başlandı mı, orada düşüş ve çöküş, cahiliye dönemine dönüş başlar.
Ziya Gökalp: “Eski ahlâk değerlerinin dinsel temeli artık eskiden yaptığı görevi yapamıyor. Bu yüzden, bugün ahlâk değerlerini dine dayandırmak isteyenler, bilmeden ahlâki çöküşe katkıda bulunuyorlar. Bunun içindir ki, Türk toplumunda din taassubuyla riyakârlık daima yanyana yürür.”
Özellikle Balkan savaşlarından sonra İslâmcılar arasında bir muallim ve okul düşmanlığı başlamıştı. İlk kez olarak ilkeğitim üzerindeki tekelini kaybeden medrese yetiştirmeleri, Balkan yenilgisindeki moral çöküşte okulun ve öğretmenin büyük payı olduğunu durmadan yayıyorlardı.