Tayfur SAKALLI

1913 yılında Kastamonu'da polis üç öğretmeni tevkif etmişti. Bunların tabiat bilimi öğretmeni olanı, öğrencilere Darwin teorisini anlattığı için Arapça hocası tarafindan kâfirlikle suçlandırılmıştı.
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
1914'te yalnız İstanbul'da 178 medrese vardı. Bunlarda 7.000 öğrenci yaşıyordu. Buna karşılık Üniversitenin ilâhiyat ve Edebiyat fakültelerinde 348, Fen fakültesinde 200, Hukuk fakültesinde 2.119 öğrenci vardı. Üniversitenin bu en önemli üç fakültesindeki öğrenci sayısı, medrese öğrencilerinin sayısının yarısı kadar bile değildi! Medrese öğrencilerinin çoğunluğunun ortalama yaşı 35'ti. Birçok da 40-45 yaşları arasında olanlar vardı. Medreseler büyük bir işsiz ve asker kaçağı yuvası olmuşlardı.
Alıntı
İslâmlık, Türklüğün ulusal dini haline gelmiştir ve böyle olmakta devam edecektir. Fakat Türklük, İslâmlığa yapacağı hizmeti yerine getirirken kendi varlığını, kendi dilini, kendi tarihini feda ederken Arap Araplığını daima bilmiştir. Türkün geçmişteki varlığı inkâr edilirken, şimdi onun gelecekteki varlığı da inkâr edilmeye başlanmıştır. Türklerin kendileri bile bunu yapmaktadırlar.
Alıntı
İslâmlık'taki parçalanmanın ulusçuluk akımlarından doğduğunu ispat etmek için, bu akımların başladığı zamana kadar bütün Müslümanların tam bir birlik içinde yaşadıklarını ispat etmek gerekir. Oysa daha ilk haliflerin zamanından beri Müslüman devletleri ve ulusları durmadan birbirlerine karşı savaşmışlardır. Tarihte diğer bir Müslüman devletine karşı savaş yapmamış tek bir Müslüman devleti yoktur.
Alıntı
Avrupalıların kendi icatları olduğunu sandıkları meşrutiyet rejimi gerçekte şeriatın ta kendisidir. Yalnız cumhuriyet şekli şeriata uymaz, çünkü İslâmlık'ta hem din, hem dünya işleri için bir "imam"ın bulunması zorunluluğu vardır. İmam, ümmetin ileri gelenleriyle ulemâdan oluşan üstün bir heyet tarafindan seçilir ve atanır. Bu bir "farz-ı kifaye"dir, yani her kişiye düşen bir farz değildir, onun için bütün "cumhur"un imamı tayin etme ödevi yoktur.
Alıntı