Müslüman olmayan milletler, hattâ artık Araplar ve Arnavutlar gibi Müslüman olanlar bile İttihatçıliğın Osmanlıcılığını Türk ulusçuluğu olarak gördükleri halde, gerçekte bu Osmanlı devletinin İslâmlığı kadar Türklüğü de şüpheliydi. Bu egemenliğin Türk kalan tek simgesi, hükümdarlığın Türk soyundan bir hânedanda olmasıdır. Fakat şimdi bu egemenliğin hem dünyasal, hem dinsel yetkileri de sıfıra inmiş bulunuyordu. Hükümet, yönetim, dışişleri ve özellikle ekonomi, Osmanlılıktaki milliyetler orantıları açısından bakılırsa, Türkten ziyade Türk olmayanların elindeydi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Türk milleti" deyimine
kızan İslâmcılar, bunu Arapça'daki anlamıyla değerlendirdiklerinden kızıyorlardı; çünkü bir Ermeni milleti, bir Rum milleti, bir Katolik ya da Protestan milleti olabilirdi ama bir Türk milleti olamazdı. Olsa olsa ancak bir İslâm milleti, Arapça'daki asıl anlamında bunun tersi demek olan bir İslâm ümmeti, olabilirdi. İttihatçılar bunu din anlamında değil, siyasal anlamda kullanıyorlardı. Onlar için yalnız Osmanlı milleti vardı. Din grupları için "cemaat", daha sonra da daha silik bir terim olarak "anası" sözcüğünü kullanmışlardır.
Genç Türklerin devrimci olamayışlarının baş nedeni, bunun Batı Avrupa'nın, Rusya'nın, Ermeni ve öteki Hıristiyan "millet"lerin Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamak amaçlarına yarayacağı korkusuydu.
Hüseyin Rahmi: "Batı uygarlığı bizim uyanışımızda bir ışıldak olmuştur... Abdülhamit'in sıkıyönetimi... bir ulusun manevî besini olacak her çeşit yayını baskı altına almıştı... Böyle olduğu halde bir şey önlenememişti: Bütün gümrük ve eğitim teftişlerine karşın, yabancı kitapları aydınların raflarına kadar geliyordu... Bir şey daima dikkatimi çekerdi: Sansürden geçen, hükümetçe onaylanan kitapları satan dükkânlar müşterisiz kaldığı halde yabancı kitapları satan dükkânlar iş yapıyordu.”
Vaktiyle Şinasi'nin vardığı sonuç doğruydu: Siyasal bir devrim, ister II. Mahmut gibi bir padişah, ister Reşit Paşa gibi bir devlet adamı önderliği altında olsun, tepeden gelemez; halktan gelmeliydi. Bunun için de devrim projeleri kurmaktansa halkı eğitmek, aydınlatmak gerekirdi.