Yaşamı düz bir çizgi de
tut-mak tükenmektir.
Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe,
alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman,
yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?
Şükrü Erbaş
...
Yıllardır, yazarak konuşarak bu soruya cevap vermeye çalışıyorum. Sakalım olmadığı için, sakalım olsa bile makbul vatandaş sayılmadığım için kimsenin kulak verdiği yok. Oysa cevap aslında kısa ve çok açık: Bu hale, iktidarın zihniyetiyle, edimiyle, diliyle geldik. Çocuğu katledilmiş ananın miting meydanlarında kitlelere yuhalatılmasıyla; farklı yaşayan, farklı inanan, farklı düşünen, farklı etnik kökenden gelenlerin katli vaciptir anlayışının devlet katlarından yaygınlaştırılmasıyla; miting meydanlarında sallandırılan idam ipleriyle, şehitlik yüceltmeleri, vatan millet nutuklarıyla savaşın, ölümün, kanın kutsanmasıyla geldik. İktidarın zehirli dilini taklid edip benimseyenlerin cezasız kalmasıyla, tecavüzcü katil yandaşın sırtının sıvanması, suçsuz günahsız muhalifin hapishanelere tıkılmasıyla, fiilen yok edilmesiyle geldik. En iyi Kürt ölü Kürttür, kahpe Yunan, afedersiniz Ermeni söylemleriyle geldik. 40 yıldır içerde son on yıldır da sınırlarımızın dışında sürdürülen savaşlarla, düşmanlıklarla geldik. Savaş bütün tarafları, bütün toplumu bozar, çürütür.
...
Oya Baydar
...
En uzak, o adsız ve kimselersiz,
O yitik yıldızda duyuyor musun?
Bir stradivarius inler kendi kendine,
Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
Önce bendim diyor ve sonra benim...
Ölümsüz, güzel ve çetin.
Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgarıyla vurgun...
Sarıyor yeşil.
...
Ahmed Arif