Kaybettiklerinizi geri kazanmak, bunaldığınız anlardan kurtulmak için ömrünüzden on yıl gitmesi pahasına zamanda yolculuk etmek ister miydiniz?
Eğer bu mümkün olsaydı, hangi tercihlerde bulunurdunuz?
Sevdikleriniz için nelerden vaz geçebilirdiniz? Neleri göze alırdınız?
Kaderde her şey zaten yazılıysa, neden bu kadar çaba, bunca koşuşturma, dertlenme, tasalanma?
***
Okuru, bu ve bunun gibi soruları sık sık kendisine sormaya zorlayan Kum Saati Mezarlığı, yazar Hüseyin Çağrı Topaloğlu'nun okuduğum ilk kitabı oldu. Bu vesileyle kendisinin ne kadar güçlü bir kaleme ve zengin bir hayal gücüne sahip olduğunu da gözlemlemiş oldum.
Kelimelerin okura edebî bir şölen sunarcasına adeta dans ettiği Kum Saati Mezarlığı, pek çok kurgusal esere ilham konusu olan zaman bükülmesini kader, aşk, geçmiş-bugün-gelecek bağlamında ele alıyor. Romanda yer alan hikâye kâh meraklandırıyor, kâh gülümsetiyor, kâh hüzünlendiriyor, kâh düşündürüyor. Bu yönüyle, okura duygu durumları arasında keyifli geçişler yaşatan bir akış mevcut. Bu akış dahilinde, ideal denebilecek varyasyonlar gösteren vites dalgalanmaları yaşanıyor. Hababam Sınıfı müziğinin hızlanan veya yavaşlanan temposuyla çoşku veya hüzün hissettirmesi gibi, bu dalgalanmalar da okuru farklı ruh hallerine sevk ediyor ancak güzel bir okuma keyfi yaşatıyor.
İsmet, Funda ve Dilara karakterlerinin öne çıktığı romanda koşulsuz sevgi, çıkarcı sevgi, karşılıksız sevgi, gerçek sevgi, hayal kırıklığı, değer bilmezlik, umuda ve yaşama tutunma, sabır, sebat, vefâ, sadâkat gibi olumlu ve olumsuz pek çok hâllere de bolca tanıklık ediyor okur.
=================================
(BU BÖLÜM ESER MİKTARDA SPOYLER İÇERİR
Bu güzel keyifli kurgu içinde çelişkili bulduğum bir iki husus da olmadı değil: Gerçek, saf, koşulsuz sevginin