"Saçları dağınıktı hep... Sigarası dudaklarının arasından düşmezdi. Kafasındaki tilkilerin kuyruklarını birbirine bağlardı. Yalanlar söylerdi. Yanındayken üşürdüm. Ama dudağının kenarıyla, öyle bir gülerdi ki, bir daha kimse gülmesin isterdim."
"Öyle anlar oluyor ki toprağın altında olmak istiyorum, başka anlardaysa tam tersine birlikte ağlamak için, evet, yalnız ağlamak için, geçmiş hayatımızı gören veya yaşayan biriyle buluşmak istiyorum..."
"Doğru;bazen bir tanıdığa, gerçek bir dosta rastladığım oluyor ve bu şuursuzluk halinde onunla karşılaşmamak için görmemezlikten geliyorum. Başka anlarda tam tersine, her şey kendini o kadar kuvvetle hatırlatıyor ki, sonsuza kadar yok olan o geçmişin bir tanığın bulup görmek arzusu o derece şiddetle hissediliyor, kalbin o kadar kuvvetle çarptığı duyuluyor ki, gündüz olsun, gece olsun, mutlaka bir dosta koşup, onu sabahın dördünde uyandırmak pahasına da olsa, kolları arasına atılmak ihtiyacı duyuluyor."
"Çok iyi bilinen ama sonra unutulan ve bulmaya gayret edilen bir sözcük gibi bir şey. O sözcüğü insan iyi bilir, bildiğini de bilir, çevresinde döner durur, fakat bir türlü yakalayamaz."