"Efendim, kalp bizde sizdeki gibi bin parça değil ki her dakika ağlasın, bizde yeterli gözyaşı yok ki yıkanıp temizlenelim. Şimdi bir size bakıyorum bir kendime, hiçbir kurtuluş göremiyorum kendime."
Her şey dile geldi ve konuştu. Her şeyi anladım ve kabul ettim. İçimi sönmekte olan bir çini soba sıcaklığı, kederden uzak bir gecenin, fısıltısız, hiddetsiz, şeytansız bir odacıkta olmanın sonsuz tülü sardı. Uykum gelmesin diye dua ettim, ama bir müddet sonra geldi. En uyanık halimle uyudum. Aldatılmada insandan umudu kesmenin eşsiz huzuru vardı. İnsandan kesilen umut, tanrıya yaklaştırıyordu. İnsandan ve dünyadan bir şeyler ummak, hele bulmak hatta olur ki sürprizlerle karşılaşmak ise eh artık başkaya gerek bırakmıyordu. Böyle bırakılıp unutuluverenin, tekrar bulunma umudu, bulunup değerli sayılma umudu ya da artık kaybolup tükenme umudu... Ah aldatılmak, hiçbir kucak bütünümü böyle sarmadı.
İçimdeki buğuya parmağımla ne yazsam o akşamın anısı oydu. Tuhaf bir teslimiyet ile kuş gibi oturdum. Aldatılmanın, kandırılmanın kadınsı içe kapanıklığı üzerime geldi. Hiç yapmadığım şekilde çay demleyip köşeye çekilmek, rahmetli Hüseyin Rahmi gibi dantel örmek istedi canım. Ne huzurluymuş aldatılmak, aldatmanın kasırgalarından hiçbiri yok, müthiş bir sükunet, temizlik duygusu, adeta şükredecek bir halde olma, munislik ve saffet ile odamı doldurdu. Koltukta oturuşum efendilik timsali, bardağı elimde tutuşum bir bardak çay bulması nice güçlüklerden sonra gerçekleşmiş de on parmağın tüm lütfunu cama geçirmek istiyormuş gibi, sımsıkı, çepçevre, odada duyduğum sessizlik iyilik ve huzur dolu idi. Anladım ve hissettim ki aldatıldığım an tanrıya yakın ve müteselli olduğum andı.
Bana derler ki "Veren el, alan elden hayırlıdır." Ben de derim ki "Elin vergisi canın sevgisi."
Bana derler ki "Verilenler, günahları örter, perdeler." Ben de derim ki "Örtülüp, perdelenecek şeyleri azaltmak daha iyi değil mi?"
Bana derler ki "Verenin malı artar." Ben de derim ki "Malım artsın diye vermek, vermek midir, almaya hazırlık mı?"
Bana derler ki "Öyle bir ver ki, sağ elin verdiğini sol elin görmesin, bilmesin." Ben de derim ki "Peki bu sağ elleriniz nasıl bu kadar meşhur oldu?"
Bana derler ki "Az sadaka çok kaza bela savar." Ben de derim ki "Çoğunu verip gelecektekiler de dahil hepsini birden savuşturmak daha iyi değil mi o zaman?"
Bana derler ki "Olmayanı verdiğinle sevindirmek mevcudunun zekatıdır." Ben de derim ki "Olmayan -olmayan- olmaya sen -verip de sevindiren- olmaya ne çabuk, ne kolaylıkla alışmışsınız. Rolleri değiştirmek, biraz da sen alıp da sevinen olmak ister misin?"
Bana derler ki "Biz, bize verilenlerle böyle olduk." Ben de derim ki "Sizin gibi olmamak için her şeyimi vermeye de, hiçbir şeyimi vermemeye de ahdettim."
Kalp gözün maşallah açık ama o da ileri derecede hipermetrop. Allah kalp gözü vermiş, size hep verir, ama sarı noktalı, astigmatlı ve görme bozuklu verir. İsterken dua çabuk bitsin de bir ayak evvel kalkıp gideyim diye, İbn-i Teymiye’nin, Tırmizi’nin duasını ezberden tekrar edeceğine, “Allah’ım kalp gözümü bast halinde aç,” diye yine ezberden büyüklenerek söyleyeceğine, bari “Rabbim aç, aç amma biraz da görür olsun.” de. Nerde efendim, bu memleketin alimi ilme, mütedeyyini Allah’a kafa tutar. Neyse ki ikisinden de çok az da, ha deyince burun burna gelinmiyor.