İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok
zordur. İște tam da o dönemde, Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yașamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
"Ben azla yetinmeyi öğrendim," diyordu binbașı, Drogo'nun düșüncelerini sezerek. "Her yıl biraz daha kanaatkâr olmayı öğrendim. Her șey yolunda giderse, evime albay rütbesiyle döneceğim."
"Ya sonra?" diye soruyordu Drogo.
"Sonra mı? Sonrası bu kadar, diyordu Ortiz, boyun eğen bir gülümsemeyle. "Sonra biraz daha bekleyeceğim... İşte gerektiği biçimde yapılan görevin ödüllendirilmesi bu kadardı.." diye tamamlıyordu sözlerini şaka yaparak.
"Ama burada, kalede o on yıl süresince, sizce..."
"Savaş mı? Siz halâ savașı mı düșünüyorsunuz? Yeterince düş kırıklığı yașamadık mı?"
Yirmi iki ay, hiçbir yenilik getirmeksizin geçip gitmişti, o ise, yaşamın kendisine karşı özel bir hoşgörüsü olmalıymışçasına, bekleyişini kararlı bir biçimde sūrdürmüştü. Halbuki yirmi iki ay uzundur, birçok sey olabilir: Yirmi iki ay yeni ailelerin kurulması, çocukların doğması hatta konuşmaya başlaması, otların olduğu yerde kocaman bir evin yükselmesi, güzel bir kadının yaşlanıp artık hiç kimse tarafından arzu edilmez hale gelmesi, bir hastalığın, en uzun hastalıklardan biri dahi olsa, harekete geçmesi (ki bu arada, insan kaygısız yaşamaya devam eder), yavaş yavaş bedeni kemirmesi, bir süre duraklayıp iyileşme umudu vermesi, sona daha da derinleşerek yeniden ortaya çıkıp son umutları kemirmesi için yeterlidir; yine de ölünün gömülüp, unutulmasına ve oğlunun yeniden gelmeye başlayıp, akşamları mezarlığın parmaklıkları boyunca saf, temiz kızlarla gezinmesine vakit kalacaktır.
Önünde öyle çok zaman vardı ki! Tek bir yıl bile ona bitmez tükenmezmiş gibi görünüyordu ve güzel yıllar daha henüz bașlamaktaydı; yıllar sonu gözükmeyen sınısız bir diziye, insanın uğruna biraz sıkılmayı göze alabileceği halen hiç el değmemiş ve görkemli bir hazineye benziyordu.