Alılıca seçim yapmanın ilk adımı, hedeflerimizi net olarak belirlemektir. Ve yapmanız gereken ilk seçim, kesinlikle en iyiyi seçme ve yeterince iyiyi seçme hedefleri arasında bir karar vermektir.
Pek çoğumuz ebeveynlerimizin bağlı olduğu dini benimsesek de, o dinin bize uyan "türünü" seçmekte olağanüstü bir özgürlüğe sahibiz. Dini öğretileri, bize seçim hakkı tanımayan emirler olarak kabul etmeye yanaşmıyor, bunun yerine onları karar vermede söz sahibi olduğumuz öneriler olarak görmeyi tercih ediyoruz. Dini bir topluluğa katılma fikrini, bize tam olarak dinden istediğimiz şeyi veren topluluk biçimini seçme fırsatı olarak görüyoruz. Bazılarımız duygusal tatmin arıyor olabilir. Bazılarımız sosyal bağlantılar kurmak istiyor olabilir. Bazılarımız ise hayatlarımızdaki belli sorunlarla ilgili etik rehberlik ve yardım arayışında olabilir. Bu durumda dini kurumlar bir nevi rahatlık, dinginlik, ruhsallık ve ahlaki düşünce pazarı haline geliyor ve biz "din tüketicileri", aradığımız şeyi bulana kadar o pazardan alışveriş ediyoruz.
İnsanlığın gelişiminin büyük kısmı, yaşamın gereksinimlerini elde ederken harcanan zaman ve enerjiyi, aynı zamanda da uğraşmak ve düşünmek zorunda olduğumuz süreçleri azaltmayı kapsıyor.
Çok sayıda seçenek insanların gerçekten seçtiği şeyin çekiciliğini azaltır, çünkü seçilmeyen alternatiflerin çekiciliğini düşünmek, seçilen şeyden duyulan keyfi azaltır.
Bugün, modern yüksek öğrenim kurumları geniş çeşitlilikte "ürün" sunuyor ve öğrencilerin; yani "müşterilerin" hoşlarına gideni bulana kadar dolaşıp alışveriş yapmasına izin veriyor. Bireysel müşteriler, istedikleri bilgi paketini "satın almakta”özgür, üniversite de müşterilerinin tüm taleplerini yerine getiriyor. Bazı nispeten daha prestijli kurumlarda, bu alışveriş merkezi yaklaşımı uç noktalara taşınmış durumda. Derslerin ilk birkaç haftasında, öğrenciler malı deneyebiliyor. Bir sınıfa girip profesörün neye benzediğini görmek için on dakika kalıyorlar, sonra da çoğunlukla profesörün sözünün ortasında bir başka sınıfı denemek üzere çıkıp gidiyorlar. Öğrenciler, tıpkı bir alışveriş merkezindeki mağazalara amaçsızca girip çıkan tüketiciler gibi, sınıflara girip çıkabiliyorlar. Sanki öğrenci şöyle diyor: "Bana marifetlerini göstermek için on dakikan var. Bu yüzden elinden gelenin en iyisini yap."