Büyüdükçe hepimiz hayatın seçimler yapmayı ve bazı alternatifleri elemeyi gerektirdiğini öğreniriz. Ama evrimsel tarihimiz bunu öğrenilmesi güç bir ders haline getirir. Seçim yapmayı öğrenmek zordur. İyi seçim yapmayı öğrenmek ise daha da zordur. Ve sınırsız olası- lıkların olduğu bir dünyada iyi seçim yapmayı öğrenmek en zorudur, belki de gereğinden fazla zor...
Kıtlığın hakim olduğu bir dünyada, fırsatlar gani gani çıkmazlar ve insanların karşı karşı ya kaldığı kararlar yaklaşma ve kaçınma, kabul etme veya reddetme arasında gidip gelir. Bununla; yani neyin iyi neyin kötü olduğuyla ilgili algıların açık olmasının, hayatta kalmak için temel bir gereklilik olduğunu söyleyebiliriz. Ama iyi ve kötü arasında ayrım yapmak, iyi, daha iyi ve en iyi arasında ayrım yapmaktan çok daha kolaydır. Milyonlarca yıllık, basit ayrımlara dayalı bir varoluştan sonra, belk de çok basitçe, modern dünyadaki seçenek bolluğuyla başa çıkmay biyolojik bakımdan hazır değilizdir.
Seçim yapmak, neredeyse daima değer taşıyan başka bir şeyden vazgeçmeyi gerektirir. Dolayısıyla, fırsat maliyetleri üzerinde düşünmek muhtemelen akıllıca seçimler yapmanın temel parçalarından biridir. İşin püf noktası, olasılıkları sınırlandırmak; böylece fırsat maliyetlerinin birikip tüm alternatifleri cazibesiz hale getirmesini engellemektir.
Seçim yapmanın, en az işlevsel değeri kadar önemli; hatta daha da önemli olabilecek bir başka değeri daha vardır. Seçme özgürlüğü, ifadesel değer denebilecek bir değere sahiptir. Seçim yapmak, dünyaya kim olduğumuzu ve nelere önem verdiğimizi söyleme imkânı verir. Bu, giyim tarzımız gibi, yüzeysel şeyler için geçerlidir. Seçtiğimiz giysiler zevkimizi ifade eder ve bir mesaj vermek üzere seçilirler. "Ben ciddi biriyim," "Ben hassas biriyim," ya da "Ben zenginim." Hatta belki de, “İstediğimi giyerim ve sizin ne düşündüğünüz umurumda bile değil." Kendinizi ifade etmek için, belli başlı seçimler yapmanız gerekir.