İki şeyden birini yapmak gerek: Ya şimdiki toplum düzeninin haklı olduğunu kabul etmek ve dolayısıyla haklarını savunmamak; ya da benim yaptığım gibi haksız imtiyazlardan yararlandığını itiraf etmek ve bu imtiyazlardan memnuniyetle yararlanmak.
-Anneciğim, babam size nasıl evlenme teklif etti?
- Olağanüstü bir sey değildi, çok basitti.
-Yo, anlatın ama nasıl oldu? Birbirinizle görüşmenize izin vermelerinden önce de onu seviyor muydunuz?
-Seviyordum elbette; köye, bize gelirdi.
-Ama kararı nasıl verdiniz? Evet anneciğim?
-Herhalde yeni bir sey bulduğunuzu sanıyorsunuz siz? Hep aynıdır: Gözlerle, gülümsemelerle karar verilmiştir...
Levin mutluydu, ama aile hayatına girdikten sonra her adımda bunun hayal ettiği şey olmadığını görüyordu. Her adımda gölde bir sandalın süzüle süzüle, mutlu bir şekilde gidişine hayran olan bir adamın bu sandala bindikten sonra hissedebileceği şeyi hissediyordu. Sallanmadan düzgün bir şekilde oturmanın yetmediği, nereye doğru gittiğini bir an bile aklından çıkartmadan ayaklarının altında su olduğunu düşünmek ve kürek çekmek gerektiğini, alışkın olmayan ellerinin kürek çekerken acıdığını, bu işin sadece dışarıdan bakınca kolay olduğunu, yapmaya gelince, çok mutlu edici olsa bile aynı zamanda çok da zor olduğunu görüyordu.