İçinizdeki çocuk vücudunuzdaki çatlaklardan sızıp gitti, patlayan lastiğin havası gibi uçup gitti. Derken bir gün aynaya bakar ve orada bir yetişkini görürdünüz. Kot giymeye devam edebilir, Springsteen veya Seger konserlerine gidebilir, saçınızı boyayabilirdiniz. Ama ne yaparsanız yapın aynadaki bir yetişkinin yüzüydü. Hepsi siz uyurken olup bitmişti belki, diş perisinin ziyareti gibi.
Gerçek yasın ne kadar süreceğini kim bilebilir? Çocuğunun, kardeşinin, annesinin veya babasının ölümünden otuz kırk yıl sonra o insanı düşünüp hâla aynı boşluk hissini yaşamak da mümkündür, bazılarının yeri asla doldurulamaz...Bazen öldüğünüzde bile.
Sonbahar geldiğinde kuşlar da böyle hissediyor olmalı. Bir şekilde.. eve uçmaları gerektiğini bilirler... Bu bir içgüdü tatlım. Ve inan bana, özgür iradeyle ilgili ne söylersek söyleyelim, dürtülerin çelik gibi parmakları vardır. Bazı dürtülere hayır demenin yegâne yolu, silahı alıp beynini uçurmak veya boynuna ilmeği geçirmektir. O seçeneği değerlendirmeyi reddedemezsin çünkü ortada, aslında seçenek falan yoktur. Elinde sopayla sana doğru fırlatılmış hızlı bir topun karşısında durmak gibi. Topun sana çarpmasını engelleyemezsin. Gitmek zorundayım. Verdiğim söz.. Oltanın kancası gibi kafama takıldı bir kere.