constant reader

constant reader
@constantreader
"Kararsız mısın; korkuyor musun; istemiyor musun?" diye sordum; sen de, hepsine birden, "Evet" dedin. Bunlar çok farklı şeyler oysa ki:- 'Kararsızlık' kişinin ötekine yönelik; 'korkmak' kendisine yönelik; 'isteksizlik' de ilişkiye yönelik, yetersiz kalmasıdır. Bunlar varsa, ilişki de hep biraz kaykık kalır. İlişki, tam olmak için, kişilerde tam bir kararlılık, tam bir güvenlilik, tam bir isteklilik gerektirir — karşılıklı; birlikte...
Sayfa 96·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İlişkideki iki kişi, biribirlerinden birşeyler beklerler, isterler, umarlar: bunların amaçlanması kişilerden birinden kaynaklanır; yerine getirilmesi ise onu öbürünün gerçekleştirmesini gerektirir. Bu iki uç arasında da çeşitli eylem biçimleri oluşur:- Zorlama, yalvarma, talep etme, rica etme, tehdit etme, yumuşatma, çaresiz bırakma, ikna etme, tepesini attırma, vb... Bütün bunlar, kişilerden birinin, öteki kişi üzerinde bulunduğu eylemlerdir -- yani egemenlik kurma, giderek, baskı biçimleri... Bunlara ilişkide yer olmaması gerektiği şuradan belli ki, bütün bu eylemler tek yönlüdür; karşılıklı, değil : kişilerden birinden öbürüne yönelik onu, 'nesne edinen' eylemler... Öteki taraftan alırsak:- Kişilerden biri, bu kez, öteki kişinin kendisinden beklediği, istediği, umduğu birşeyi, 'benimseye'bilir: onun baskısı olmaksızın, bunu yerine getirebilir -- ama, bu da bir 'kabullenme', 'razı olma', 'boyuneğme' biçiminde oluşursa, sonuç aynı olur: egemenlik -- yani, ilişkiye en aykırı konum... İlişki olması; yani, karşılıklılık taşıması için, şöyle birşey gerekli galiba:- Kişilerden birinin, öteki kişinin beklediğini, istediğini, umduğunu, o hiç beklemezken, istememişken, ummazken, gerçekleştirmesi — kendiliğinden, ve, onun için:- Bir armağan, işte—
Sayfa 80·Kitabı okudu
"Beni alıp huzuru bilen güneşin en güzel batışını seyretmeye götür buralardan... - Beni alıp güneşe götür ki son bir kez daha yanayım..."
Sayfa 66·Kitabı okudu
Nasıl oldu da hepsini verebildin bana?" diye sordun, sana yaşamımın en önemli şeylerini teslim ettiğimde -- sonra da, güzel bir deyimleme de buldun, bunu yapabilmiş olmamı nitelemek için: "paldır-küldür; yavaşça" dedin, benim için. Doğruydu. İlişki ancak öyle kurulabilirdi: 'paldır-küldür'; hiçbirşey düşünmeden -- hiçbirşeyi öndüşünmeden --, hesaplamadan, girişmek birşeye -- ama, 'yavaşça'; kararlılıkla, dikkatlice, özenle... Ya da, ters taraftan: O 'yavaşça'lık (yoksa "sessizce" mi demiştin?) uzun yıllar sürmüş bir -- zorunlu -- birikimin sonucu; o 'paldır-küldür'lük de, verilmiş anlık bir -- kesin -- karardı- ancak öyle... Öyle olabilirdi, ancak.
Sayfa 63·Kitabı okudu
En değerli hayalimdin sen, [---]: kendini yıktın!... --Elden çıkarmak istemediğin gerçekler vardı, herhalde: bir yarım-yamalak felsefecinin hayali olmak ise, istemedin. Oysa, onun, yaşamında bir kez olsun gerçekleştirdiği, gerçek hâle getirebildiği tek hayali olabilirdin -- hatta, sanıyorum, bunu istiyordun da... Hayalden gerçekliğe giden yoldaki adımı atmadın "Kaçtım" dedin... İşte: kaçtığın kendindi -- belki de, benim gerçekleşen hayalim olabilseydin, kendi en yoğun gerçekliğin de olabilirdin... Kim bilir, artık -- geçti...
Sayfa 36·Kitabı okudu