• Bütün maddi tatminleri sağlayın ona, öyle ki uyumak, çörek yemek ve dünya tarihini sürdürmeyi dert edinmekten başka yapacak bir şeyi kalmasın; yeryüzünün tüm mallarına boğun ve saç diplerine kadar mutluluğa gömün: Bu mutluluğun yüzeyine küçük kabarcıklar çıkacaktır, suyun üzerinde olduğu gibi.

    Dostoyevski/ Yeraltından Notlar
  • Bu cümleleri kuran, toplumda ''BİTLİ'' diyerek aşağılanan kişi.
    *************************************************************
    (..) ''Nasıl, bizim liman işçileri, yani müşterileriniz hoşunuza gidiyor mu.?''
    ''Eğlendiriyorlar beni,'' diye bağırdı, dalgın dalgın ırmağa bakan Mihail.
    ''Eğlendiriyorlar mı.? Yok canım.. Sizin gibi kışlada simit satarken, askerler malları aşırırlardı ve ben hiç eğlenmezdim, çünkü sonunda Kir Nikolas'a hesap vermek gerekirdi.''
    ''Ben de hesap veriyorum, ancak Kir Nikolas 'bu müşterilerin, kuluçkanın altından hiç çaktırmadan yumurta çalacak' kadar usta olduklarını biliyor. Ben elimden geldiğince dikkat ediyorum, ama onlar yine de çalıyorlar. Bu da hoşuma gidiyor. Nasıl eğlenmeyeyim ki.! Bu işi yapan adamların çoğu aile reisi, yurdu için savaşacak yiğit kişiler. Yargıç önünde tanıklık ediyor; belediye başkanı ve milletvekili seçiyor, sonra gelip benim simit sepeti karşısında, iki kuruş eksik ödemek için, bin bir maskaralık yapıyorlar. Ayrıca şunu da belirteyim ki, zaman zaman aşırılan simidi görüyorum, ama bu işi öylesine ustalıkla yapıyorlar ki, elim kolum bağlanıyor. Sırf bu ustalık, daha bilmem kaç simide değer çünkü. O vakit, kendi kendime, 'Böylesine küçük bir şey için neden bunca zahmete giriliyor acaba.?' diyorum. Bir simit ya da çörek alamayacak kadar yoksul değiller. Hırsız da değiller; hepsi emekçi; hatta iyi de kazanıyorlar. Hırsızlıkla geçinen adamın çalıp çırpması şaşırtıcı değildir, ama geçinecek kadar para kazanan dürüst bir insanın iki kuruş için kendini küçük düşürmesine aklım ermiyor doğrusu. Sizin eriyor mu kuzum.'' diye sordu Mihail, büyük bir ciddiyetle. (..)
  • Ballı Çörek Kafeteryası ballı çörek kafeteryası
  • BAL ŞERBETİ

    Ebu Sa'idi'l-Hudri r.a. anlatıyor: "Bir adam Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek: "Kardeşim ishal oldu (ne yapayım?)" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Ona bal (şerbeti) içir!" ferman buyurdu.


    Adam içirdi. Bilahare aynı şahıs tekrar gelip: "Ben bal (şerbeti) içirdim. Ancak, bu onun ishalini artırmadan başka bir şeye yaramadı" dedi. (Adam bu gidip gelmeleri) üç kere tekrar etti. Sonunda Aleyhissalatu vesselam: "Allah doğru söyledi. Kardeşinin karnı yalan söyledi (hata etti)" buyurdu. Sonra bir kere daha içirdi. Bu sefer kardeşi iyileşti." 
    Buhari, Tıbb 4, 24; Müslim, Selam 91, (2217); Tirmizi, Tıbb 31, (2083).

    ÇÖREK OTU
    Ebu Hüreyre r.a. anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın."

    Buhari, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizi, Tıbb 5, (2042); 22, (2071).
     
    ACVE HURMASI
    Sa'd İbnu Ebi Vakkas r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Kim her sabah acve hurmasından yedi tane yerse o gün geceye kadar ona ne zehir ne de sihir zarar verir."

    Buhari, Tıbb 52, 56, Et'ime 43; Müslim, Eşribe 154, (2047); Ebu Davud, Tıbb 12, (3875, 3876).

    Hz. Aişe r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "(Medine'nin Necd cihetinde yer alan) Aliye acvesinde şifa vardır. O sabahın ilk vaktinde (yenirse) panzehirdir."

    Müslim, Eşribe 156, (2048).
     
    MANTAR
    Said İbnu Zeyd r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Mantar kudret helvası cinsindendir. Suyu göze şifalıdır."

    Buhari, Tıbb 20, Tefsir, Bakara 3; Müslim, Eşribe 157, (2049); Tirmizi, Tıbb 22, (2068).

    Tirmizi'de Ebu Hüreyre radıyallahu anh'tan gelen bir rivayete göre, Halk: "Mantar toprağın çiçek hastalığıdır" demiştir. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle söylediler: "Mantar (Allah'ın Beni İsrail'e in'am ettiği kudret helvası denen) menn'dendir. Suyu göz için şifadır. Acve (denen hurma cinsi) cennettendir ve zehire karşı şifadır." Ebu Hüreyre ilave eder: "Ben üç veya beş veya yedi mantar aldım, onları sıkıp suyunu bir şişeye koydum. Gözü hasta olan bir cariyeme tatbik ettim. İyileşti."

    Tirmizi, Tıbb 22, (2068, 2069, 2070).

    KUST-U HİNDİ
    Ümmü Kays Bintu Mihsan radıyallahu anha anlatıyor: "Ben küçük bir oğlumla birlikte Resülullah s.a.v.’ın huzuruna girdim. (O sırada boğazındaki hastalığı sebebiyle çocuğa (i’lâk denen) tedavi uygulamıştım.

    “Çocuklarınızın boğaz hastalığını niye i’lak usulüyle (elle sıkarak) tedavi ediyorsunuz? Size şu ûd-u Hindi’yi (Kust-u Hindi) tavsiye ederim. Zira onda yedi türlü şifa vardır. Zatü’l-cenb’in ilacı ondadır. Boğaz hastalığına karşı burna damlatılır. Zatü’l-cenb’e karşı ağızdan verilir.”

    Zühri merhum der ki: “(Resulullah) bize (ilacın fayda vereceği) iki şeyi açıkladı, ama beşini açıklamadı.”

    Buhari, Tıbb 10, 21, 26; Müslim, Selam 139, (1214); Ebu Davud, Tıbb 13, (3877).

    SÜTLÜ ÇORBA 
    Hz. Aişe radıyallahü anha anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Telbine (denen sütlü çorba) hastanın kalbini dinlendirir, hüznün bir kısmını götürür."

    Buhari, Tıbb 8, Et'ime 24; Müslim, Selam 90, (2216).

    BAL – KAN ALDIRMA - DAĞLAMA
    İbn-i Abbas r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Şifa üç şeydedir:

    - Bal şerbeti.

    - Kan aldırma.

    - Ateşle dağlama.

    Ancak ümmetimi dağlamaktan menediyorum."

    Bir rivayette: "Balda, hacamat olmada şifa vardır." denmiştir."

    Buhari, Tıbb 3.

    ALKOL
    Vail İbnu Hucr radıyallahu anh anlatıyor: "Târık İbnu Süveyd el-Cu'fi radıyallahu anh, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a hamr (alkollüler) ile tedavi hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam onu bundan men etti ve:

    "Hayır! O, deva değil, derttir!" buyurdu."

    Müslim, Eşribe 12, (1984); Ebu Davud, Tıbb 11, (3873); Tirmizi, Tıbb 8, (2047).

    HARAM İLAÇ VE ZEHİR

    Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah s.a.v., zehir ve benzeri her çeşit habis ilaçtan yasakladı."

    Ebu Davud, Tıbb 11, (3870); Tirmizi, Tıbb 7, (2046).

     HAYVANLARI İLAÇ YAPMAK
    Abdurrahman İbnu Osman et-Teymi r.a. anlatıyor: "Bir tabib gelerek Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a ilaç yapımında kurbağayı kullanmaktan sordu. Resülullah adamı kurbağayı öldürmekten nehyetti."

    Ebu Davud, Tıbb 11, (3871); Nesai, Sayd 36, (7, 210).

    HACAMAT
    Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Mirac sırasında yanlarından geçtiğim her cemaat bana mutlaka "Ey Muhammed! Ümmetine hacamat olmalarını emret!" demiştir."

    Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "(Bir gün) Cebrail Resülullah aleyhissalatu vesselam'a, Ahdaayn (boynun iki tarafındaki damar) hizasından ve kâhilden (iki omuzun arası) hacamat olma emrini getirdi."

    http://www.gidahareketi.org/...fler-67-sayfasi.aspx
  • Burda senin yanında uzanmışım ya şimdi, ne düşündüğünü bilmiyorum bile. Ne zaman bildim ki zaten? Ne biçim bir hayatın var ardında, ne bileyim ben? Sen de beni bilmiyorsun... Belki şu anda seni öldürmek geçiyor içimden, sen tutmuş bana çörek uzatıyorsun, ne düşündüğümden haberin yok... İnsanlar kendilerini de pek tanımıyorlar.
  • 128 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Pek güncel kitap okuduğum söylenemez. Hayat kısa, okunacak kitap çok. Yani okuduğum kitaplarda risk almak pek tercihim değil.
    Bu kitap, referanslıydı. Eyüp Tosun'u Hasan Ali Toptaş'tan duymuştum. -Bir röportajda bir soru üzerine birkaç isim söylemişti-
    Ben de merak edip okudum. Okuduğuma da memnun oldum.
    Gerçekten güzel öykülerdi. Kitaptaki metinlerarası göndermeler dikkat çekiciydi.
    Hatta nedendir bilmiyorum, bazı öyküler bir diğeriyle metinlerarasılık ilişkisi içinde gibi bile geldi bana.
    Kısalar bölümüyle Asker Adem'in ictimaya geçen kelimeleri, Münir bey ve Annem'in Kaderi öyküsündeki anlatıcı
    Metruk şifa ve Çörek Otu öykülerindeki kapalılık beni oldukça cezbetti.
    Ben de tıpkı Asker Adem gibi kapalı metinleri sevenlerdenim.
    Velhasıl keyifli bir okumaydı.