Bu kitapta okuduklarımın gerçek değil, kurgu olmasını dilerdim. O kadar acı ve hüzün barındırıyor ki. Dünyada zulme ve katliama maruz kalmayan bir kesim yok diye düşündüm. Kitapta da bunlardan biri
Yazarla tanışma kitabım oldu. Türkiye’nin yakın ve karanlık tarihine ışık tutan bir kitap. Kitabın en iyi yanı yaşanan gerçek bir olayı kurgusal olarak anlatırken belgelerle bize aktarmaya çalıştığı
Anlatıcıyı okurken beni en çok çeken şey empatiyi bir tercih gibi değil sanki başka şansı yokmuş gibi yaşaması oldu. Babaya dair anlatılanların netleşmesini istemiyor çünkü her netlikte insanlık payından bir şey eksilecekmiş hissi var. Suç sessizlik ve belirsizlik anlatıcının dilinde yumuşamıyor ama keskin bir yargıya da dönüşmüyor. Babayı savunmuyor aklamıyor sadece onu tek bir tanıma tek bir ihtimale hapsetmeyi reddediyor. Bu empati hali bana şunu düşündürdü anlamak bazen haklı olmaktan daha ağır bir yük. Anlatıcı bu yükü taşırken kendini de korumuyor okuru da rahatlatmıyor. Metnin beni etkileyen yanı tam olarak burasıydı empati bir erdem gibi parlatılmıyor aksine insanı içten içe yoran sessiz bir sorumluluk gibi duruyor.
Osman Balcıgil’in son romanı "Yağmur Çiseliyor"u bitirdiğimde, üzerimden bir kamyon geçmiş gibi hissettim. Yazar bu kez bizi 1940'lara değil, çok daha yakın ve yarası hala taze olan
Tarih hep başarıları mı yazmak zorundadır? Bir millet hatalarıyla yüzleşmek, af dilemek zorunda değil midir?
Yazacaklarım bazı kesimlerin zoruna gidecektir, olsun gitsin. Yaşananlar insanlığın
Kitabın adından da anlaşılacağı gibi 1971 12 Mart muhtırasıyla başlayıp, 2002 genel seçimlerinde AKP'nin iktidara gelmesiyle 2.kitap sona eriyor. Hiç yorum katılmadan hangi günde ne olmuş