Ersin

Ersin
@cosmos_gezgini
Bu dahil bütün genellemeler yanlıştır.
Gazeteci
İletişim Fakültesi
Ankara
28 Şubat
27 okur puanı
Ekim 2025 tarihinde katıldı
8/10
·240 syf.··
2026 4. kitabı
Mutluluğu önemli bir hedef ve bir zorunluluk gibi görenler ve bu uğurda türlü türlü kişisel gelişim yöntemlerine başvuranlar bu kitabı okusun. Ferhat Jak İçöz, varoluşçu psikoterapiler alanında doktora yapmış bir klinik psikolog. Psikanaliz, Gestalt terapisi ve logoterapi gibi farklı disiplinlerde eğitim almış ve İstanbul'daki Varoluşçu Akademi'nin kurucusu. Kitap, yazarın bir klinik psikolog ve varoluşçu psikoterapist olarak edindiği birikimleri, felsefe ile harmanlayarak gündelik hayata aktardığı bir rehber niteliğinde. Yazar, "Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği" kitabında klasik kişisel gelişim kitaplarının aksine "mutlu olma formülleri" vermiyor, bunun yerine hayatın kaçınılmaz zorluklarıyla nasıl daha sahici bir bağ kurabileceğimizi anlatıyor. Kitap, kaygıyı kurtulunması gereken bir hastalık olarak değil, bir pusula olarak niteliyor ve özetle şöyle diyor: "Bir konuda kaygı duyduğunuzda kendinize 'Şu an hangi özgürlüğümle karşı karşıyayım?' diye sorun. Kaygı, önünüzde bir seçim şansı olduğunu ve bu seçimin sorumluluğunun size ait olduğunu hatırlatır. Kaygıyı dindirmeye çalışmak yerine, onun size hangi değerinizi hatırlattığına odaklanın." Kitapta insanın en büyük yanılgılarından birinin "garanticilik" olduğu vurgulanıyor. “Hayatın doğası belirsizliktir. Güvenlik arayışı bizi durağanlaştırır. Kontrol edemeyeceğiniz alanları (başkalarının düşünceleri, gelecek, ölüm vb) kabul edin ve enerjinizi sadece kendi etki alanınıza, şu anki kararlarınız, tepkilerinize yönlendirin. Bu, zihinsel bir hafifleme sağlar.” Kitap, mükemmel olmaya çalışmanın yarattığı ağırlığı üzerimizden atmayı öneriyor. "Kendin olmak, her zaman mutlu veya başarılı olmak değil, bazen başarısız, bazen üzgün, bazen de hatalı olduğunuz gerçeğini kucaklayabilme cesaretidir.” Kitabın sunduğu en
Kendin Olmanın Dayanılmaz HafifliğiFerhat Jak İçöz · Doğan Novus · 20201,353 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
"Sevginin ve Şiddetin Kaynağı - İyinin ve Kötünün Arasında İnsan Kalbi" bugünlerde ülkece dehşet içinde izlediğimiz okullardaki silahlı saldırı olaylarının yarattığı gündemde daha anlamlı hale geldiğini düşündüğüm çok önemli bir eser. Kitapta herkesin okuması ve üzerine düşünmesi gereken önemli tespitler ve analizler var. Şiddet insanın doğasında iyiliği bastıracak kadar güçlü bir duygu mu? Fromm, şiddeti tek bir kalıba sokmuyor, onu kökenlerine ve bilinçdışı dürtülere göre farklı biçimlere ayırıyor. Bunlardan "Ödünleyici Şiddeti" en tehlikeli türlerden biri olarak kabul ediyor. Fromm'a göre, bu kişinin güçsüzlük ve etkisiz kalma duygusunu aşmak için kullandığı şiddet türü. Fromm, yaratma kapasitesi olmayan insan, bir yaratık olmanın edilgenliğinden kurtulmak için yok etmeye yönelir, "Yaratamayan insan yok etmek ister" görüşünü dile getiriyor. Fromm özetle şunları savunuyor: İnsan doğası mutlak olarak iyi veya kötü değildir, o, varoluşsal koşullarında köklenen bir çelişkidir. Kötülük, insanın insanlık dışı bir duruma gerileyerek insan olma yükünden kaçma girişimidir. Habis narsisizm, kişinin sadece kendine ait olanı değerli, dış dünyayı ise tehditkar veya değersiz görmesine yol açarak savaşı ve grup içi nefreti körükleyen bir etkendir. Şiddet kişinin yaratma kapasitesinin yokluğundan doğar. İnsan, bir nesne olmaktan kurtulup dünyada bir iz bırakmak ister, eğer sevgi ve yaratıcılıkla bunu yapamazsa, yok ederek ve acı çektirerek varlığını kanıtlamaya çalışır. Fromm, bireysel şiddeti, biyolojik bir zorunluluktan ziyade insanın varoluşsal sorunlarına verdiği hatalı cevaplar olarak tanımlıyor. Yazara göre, insan, hayatı sevme kapasitesini geliştiremediğinde, çaresizliğini şiddetle telafi etmeye yönelir.
Sevginin ve Şiddetin KaynağıErich Fromm · Say Yayınları · 20231,707 okunma
Evreni ve evrende insanın yerini anlatan harika bir kitap
10/10
·504 syf.··
2025 1. kitabı
Sean Carroll, Büyük Resim kitabında “Evren neden var?” ve “Biz bu resmin neresindeyiz?” gibi büyük sorulara hem bilimsel hem insani bir bakış açısıyla cevap veriyor. Ama bunu öyle karmaşık formüllerle değil, herkesin anlayabileceği sade bir dille yapıyor. Kitap aslında bir tür rehber gibi. Kuantum fiziğinden bilince, yaşamın kökeninden ahlaka kadar uzanan geniş bir alanı ele alıyor. Carroll, "her şeyin bir nedeni olmalı mı?" ya da “bilim anlamı açıklayabilir mi?” gibi soruları tartışıyor. Yazar, fizikçi olmasına rağmen yalnızca evrenin nasıl işlediğini değil, "yaşam, değerler, iyi ve kötü" gibi kavramlara değiniyor. Bu yönüyle kitap, sadece bilim meraklılarına değil, "hayatın büyük sorularına" kafa yoran herkese hitap ediyor. Büyük Resim, karmaşık bilimsel kavramları günlük hayatla buluşturuyor. Carroll, evreni anlamanın Tanrı’yı reddetmek anlamına gelmediğini; tam tersine, insanın kendi varlığını anlaması için yeni bir bakış kazandırdığını söylüyor. Evrenin nasıl oluştuğunu, fizik yasalarının nasıl işlediğini, enerji, madde ve zamanın nasıl ortaya çıktığını, Büyük Patlama’dan başlayarak atomların, yıldızların ve gezegenlerin hikayesini herkesin anlayabileceği sade bir dille anlatıyor. Kitabı en güçlü yanı da bu. Karmaşık gibi duran konuları anlaşılır bir şekilde izah etmesi. Carroll, insan bilincini "evrendeki en karmaşık sistem" olarak ele alıyor. Zihnin nasıl ortaya çıktığını, beynin nasıl benlik duygusu yarattığını ve özgür iradenin bilimsel olarak ne anlama geldiğini tartışıyor. Ona göre evren rastlantısal değil, olasılıkların bir dengesi. Carrol, "Evren anlamsız değil, anlamı biz yaratırız" diyor. Büyük Resim, Carroll’un deyimiyle, evreni tek bir bütün olarak görme yeteneği. Parçaları değil, bağlantıları anlamak. Fizik yasalarıyla başlayan hikayenin,
Büyük ResimSean Carroll · Alfa Yayıncılık · 201878 okunma
Jung'un, kendi zihninin karanlığı ile hesaplaşması
7/10
·560 syf.··
2025 2. kitabı
Carl Gustav Jung’un Kırmızı Kitap’ı, onun meslek hayatındaki en kişisel ve en riskli çalışması. Bu kitapta Jung, insan psikolojisi üzerine teori kurmuyor; doğrudan kendi zihniyle, kendi rüyalarıyla ve kendi korkularıyla hesaplaşıyor. Bir dönem ciddi bir içsel kriz yaşayan Jung, bu dönemde gördüğü rüyaları, hayallerini ve yaptığı iç konuşmaları not almaya başlıyor. Kırmızı Kitap, işte bu kayıtların ve yorumların bir araya gelmiş hali. Sayfalar boyunca Jung’un zihninin nasıl çalıştığını, kendi bilinçaltını nasıl çözmeye çalıştığını görmek mümkün. Kitapta mitoloji, din, semboller ve psikolojik kavramlar iç içe geçiyor ama anlatılan şey aslında çok insani. Bir insanın “ben kimim?” sorusuna cevap arayışı. Jung, kendi iç dünyasını didik didik ederken bir yandan da evrensel insan ruhunu anlamaya çalışıyor. Kırmızı Kitap’ı okumak kolay değil. Çünkü sıradan bir psikoloji kitabı değil. Jung’un iç sesiyle, bazen bir rüyanın ortasında, bazen bir sorgulamanın tam içinde kalıyorsunuz. Metin zaman zaman mistik, zaman zaman tıbbi ama her zaman dürüst. Kendisini süslemiyor, hatalarını saklamıyor. Bu kitap, Jung’un daha sonra geliştirdiği “kolektif bilinçdışı” ve “arketip” gibi kavramların temeli sayılabilir. Yani onun sonraki tüm düşüncelerinin kaynağı burada. Kırmızı Kitap, hem bir iç hesaplaşma günlüğü hem de modern psikolojinin en kişisel başlangıç noktalarından biri. Kısacası, Jung’un Kırmızı Kitap’ı insanın kendi zihniyle yüzleşmesinin ne kadar zor ama gerekli olduğunu gösteren bir eser.
1000Kitap
Kırmızı KitapCarl Gustav Jung · Kaknüs Yayınları · 20141,009 okunma
Bilginin öyküsü
Puan vermedi·448 syf.··
2025 3. kitabı
Yuval Noah Harari, “Neksus Taş Devri’nden Yapay Zekaya Bilgi Ağlarının Kısa Tarihi” kitabında önemli bir soru soruyor: “İnsanlık on binlerce yıldır bilgi biriktiriyor, ama neden hala varoluş krizindeyiz?” Cevabı da şöyle veriyor: Bilgi, her zaman bilgelik getirmez. Ve çoğu zaman bilgi, hakikati temsil etmek yerine sadece bizi bir araya getiren bir bağdır. Bazen bu bağ bir din olur, bazen bir algoritma, bazen de bir yalan… Harari’nin önceki kitaplarını sevenler, bunu da sevecektir. Yazar bu kitabında insanlığın tarih boyunca kurduğu bilgi ağlarının nasıl oluştuğunu, nasıl geliştiğini, bizi nasıl bugünkü noktaya getirdiğini ve yapay zeka devrine taşıdığını anlatıyor. Harari, bilgiyi şöyle tanımlıyor: “Bilgi, gerçeğin temsili değil, bağ kurma aracıdır.” Yani bir bilgi doğru olsun ya da olmasın, eğer yeterince insanı bir araya getirebiliyorsa, toplumları şekillendirme gücüne sahiptir. Bunu astroloji örneğiyle açıklıyor. Astroloji, bilimsel olarak doğrulanmış değildir, ama yüzyıllar boyunca imparatorlukları, savaşları ve inanç sistemlerini etkilemiştir. İnsanlar zamanla tanrılar, krallar, sınırlar, paralar, yasalar gibi kavramları kurgulayarak büyük kitleleri birleştirmiştir. Bunlar gerçek değil, kolektif hayallerdir ama milyonlarca insanı ortak amaçta birleştirir. İşte bu nedenle bilgi sadece bilimsel doğrularla değil, etkili anlatılarla da kurulur. Harari’ye göre artık insanlar “Doğru nedir?” sorusundan çok, “Bunu kim söylüyor?” sorusunu soruyor. Yani gerçeklerin yerini güç ilişkileri alıyor. Bu ona göre hem sağ hem sol popülizmin ortak özelliği. Yani bilgiye değil, lidere inanmak.
Duygu ve Düşünce
NeksusYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 2024754 okunma