Emre Coşar

Emre Coşar
@csremre
Nasıl olur da sadece tozun, hammaddenin devamlılığına bizim hakiki içsel tabiatımızın bir devamı olarak bakılabilir? Ah, ama o halde siz, bu tozun ne olduğunu biliyor musunuz? Onun ne olduğunu ve ne yapabileceğini biliyor musunuz? Onu küçümsemeden önce ne olduğunu öğrenin. Şimdi burada toz ve kül olarak durmakta olan bu madde, suda çözündüğü zaman çok geçmeden kristallere dönüşecektir. O zaman metal gibi parlayacak, elektrik kıvılcımları çıkaracaktır. O, galvanik yoğunluğuyla en güçlü ve sağlam karışımları çözerek toprağı metallere çeviren bir güç ortaya koyar. Hatta o, kendiliğinden bitkiye ve hayvana dönüşecektir ve onun gizemli rahminden, sizin o daracık zihinlerinizle kaybından bunca korkup endişe ettiğiniz yaşam gelişecektir. Şimdi böyle bir madde olarak varlığını sürdürmek mutlak hiçlik mi demektir? Gerçekten de ben, maddenin bu devamlılığının dahi, her ne kadar sadece bir imge, bir mecaz olarak veya daha doğrusu gölgeli bir taslak olarak bile olsa kendi hakiki içsel yok edilemezliğimizin bir kanıtı olmaya yetebileceğini olanca ciddiyetimle ileri sürmekteyim.
Reklam
Denizlere açılmak zorunludur,yaşamak değil.
Böylelikle de bahsetmiş olduğum medeni dünyanın vatandaşı kendisine giderek yabancılaşan bir dünyada çaresizce kalakalmaktadır, büyük anavatanı paramparça olmuş, ortak mülkiyeti yakılıp yıkılmış, yurttaşları bölünmüş ve aşağılanmış! Yine de bu hayal kırıklığı eleştirilirken söylenmesi gereken birkaç şey var. Doğrusunu söylemek gerekirse hiç de haklı görülebilecek bir hayal kırıklığı değildir bu zira bir yanılsamanın yıkılmasına dayanmaktadır. Yanılsamaları hoş karşılarız çünkü bizi nahoş duygulardan kurtarırlar ve onun yerine tatmin duygularının tadını çıkarmamızı mümkün kılarlar. O halde onların günün birinde gerçekliğin bir parçası ile çarpışıp paramparça olabilecekleri gerçeği karşısında da hiç şikâyet etmememiz gerekir.
İnsanlığın toplu halde yaşayan bireyleri arasında bulunan bütün ahlaki bağların bu şekilde gevşemesinin bireylerin ahlak duyguları üzerinde bir geri tepme etkisine sahip olmasının da bizi şaşırtmaması gerekir; zira vicdanımız ahlak öğretmenlerinin beyan ettiği şekilde boyun eğmez bir yargıç değildir kesinlikle, kökeninde de sadece «sosyal anksiyete» bulunur, başka bir şey değil. Topluluk artık itiraz etmeyi bıraktığı zaman kötücül arzuların bastırılması da hitama erer ve insanlar onlara kesinlikle bu tip yollara başvurulmaması gerektiğini öğretmiş olan kendi medeniyet seviyeleriyle hiçbir surette bağdaşamayacak gaddarca, hileli, haince ve barbarca eylemlerde bulunmaktan çekinmezler.