İnsan zekâsı hayalinin ne kadar kısa sürmüş olduğunu düşünmek beni üzdü çünkü intihar etmişti. İstikrarlı bir biçimde kendini rahatlık ve kolaylığa, parolası güvenlik ve süreklilik olan dengeli bir topluma ayarlamış, tüm beklentilerini gerçekleştirmiş, sonunda da bu hale gelmişti. Bir defa, yaşam ve mülkiyet neredeyse mutlak bir güvenliğe ulaşmış olmalıydı. Zengin varlık ve konforundan, emekçi ise yaşam ve işinden emin kılınmıştı. Şüphesiz oradaki o kusursuz dünyada çözülmemiş hiçbir işsizlik problemi, hiçbir toplumsal sorun kalmamış ve bunu büyük bir sessizlik izlemişti.
Zihinsel çok yönlülüğün değişim, tehlike ve belanın telafisi oluşu, gözden kaçırdığımız bir doğa yasasıdır. Çevresiyle kusursuz bir ahenk içinde yaşayan bir hayvan, mükemmel bir mekanizmadır. Alışkanlık ve içgüdü çaresiz kalmadıkça doğa zekâya asla başvurmaz. Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur. Yalnızca çok çeşitli ihtiyaçları ve tehlikeleri karşılamak zorunda olan hayvanlar zekâdan paylarını alırlar.
İşte, benim gördüğüm, Yukarı Dünya insanının o dermansız şirinliğe, Yeraltı Dünyası’nın da yalnızca mekanik endüstriye doğru sürüklenmiş olduğuydu. Ama o mükemmel devlette mekanik kusursuzluk için bile eksik olan tek şey vardı: mutlak istikrar. Belli ki, zaman geçtikçe Yeraltı Dünyası’nın beslenme düzeni, her nasıl yürütülmüş idiyse, bozulmuştu. Birkaç bin yıl boyunca uzak tutulmuş olan İhtiyaç Ana geri geldi ve işine aşağıda başladı. Ne kadar kusursuz olursa olsun, yine de biraz düşünülmüş dış dünya alışkanlıklarına ihtiyaç duyan makineyle içli dışlı olarak Yeraltı Dünyası, büyük olasılıkla elinde, diğer insani özelliklerden olmasa da, yukarıdakinden daha fazla inisiyatif bulunduruyordu. Ve diğer yiyecekleri tükenince eski alışkanlıklarının o ana kadar yasaklamış olduğu