herkes hikâyenin görünen kısmını bilir. asıl mesele, kimsenin görmediği yerlerde verdiğin mücadeleyi hâlâ sürdürebiliyor olmaktır. çünkü insanlar çoğu zaman sonucu görür; ne kadar yorulduğunu, kaç kez vazgeçmenin eşiğine geldiğini, geceleri kaç düşünceyle uyuyamadığını bilmezler. yüzündeki gülümsemeye bakıp her şeyin yolunda olduğunu sanırlar. oysa insanın içinde verdiği savaşlar, dışarıdan görünenlerden çok daha ağırdır.
öyle anlar olur ki, kimseye anlatamazsın. anlatsan da anlaşılmayacağını düşünürsün. bu yüzden susarsın. zamanla sessizliğin alışkanlığa dönüşür. kalabalıkların içinde bile yalnız hissedersin kendini. yanında onlarca insan olsa da, içinden geçenleri gerçekten bilen kimse yokmuş gibi gelir.
ama hayat garip bir öğretmendir. seni en çok zorlayan günler, sana en çok şeyi öğreten günler olur. kırıldığın yerlerden güçlenirsin, kaybettiklerinle kendini tanırsın. ve bir süre sonra fark edersin ki, seni değiştiren şey yaşadığın acılar değil; o acılarla baş başa kaldığında verdiğin mücadeledir.
belki de bu yüzden herkes aynı gökyüzüne baksa da aynı hayatı yaşamıyor. çünkü herkesin içinde taşıdığı yük farklı. herkesin sustuğu bir cümle, kimseye göstermediği bir yara, kimsenin bilmediği bir hikâyesi var. kimileri bunu gizlemeyi başarıyor, kimileri ise her gün biraz daha eksiliyor.
ve insan bir gün dönüp geçmişine baktığında, en çok da kimsenin bilmediği o savaşlarla gurur duyuyor. alkışlanmadığı, takdir edilmediği, hatta fark edilmediği hâlde pes etmediği günlerle… çünkü bazen en büyük başarı, kimsenin görmediği bir yerde yıkılıp yine de ayağa kalkabilmektir.
işin tuhafı, bunu en iyi yaşayanlar bilir; insanı ayakta tutan şey umut değil her zaman. bazen sadece içinde açıklayamadığı bir his olur. her şey bitti derken bile devam etmesini sağlayan bir his… ve