Yine kaygılanmıştım. “O halde kötülük yaptığını gördün?”
“Şükür Tanrıma, kuşkusuz ki gördüm efendim.”
Düşününce ona hak verdim: “Yani hiç kötülüğü olmayan çocuk?..”
“Bence çocuk sayılmaz!”
Evrenin bir başka sırrı. Bazen acı nereden geldiği belli olmayan bir fırtına gibiydi. Berrak bir yaz sabahı sağanakla bitebiliyordu. Şimşekler ve gök gürültüleriyle.
Gençliğimiz sayesinde her şeyi aşabileceğimizi sanıyorlardı. Belki de şu küçük gerçeği unutuyorlardı: On yedi yaşın eşiğinde olmanın zor, acı verici ve kafa karıştırıcı olabildiğini. On yedi yaşın eşiğinde olmanın gerçekten fena bir şey olabileceğini.
"Benim başka bir teorim var."
"Vardır tabii... yetişkinsiniz çünkü."
Güldü. "Yetişkinlerden ne istiyorsun?"
"Kim olduğumuza dair çok fazla fikirleri var. Ya da kim olmamız gerektiğine dair."
"Bu bizim işimiz."
Galiba erkek olmak beni fena halde utandırıyordu. Büyüyünce gayet o göt herifler gibi olabileceğim ihtimali de canımı çok sıkıyordu. Kız dediğin ağaca benzermiş... Evet, erkek dediğinin zekası da çürük ve böceklenmiş bir kütüğe benzerdi zaten. Annem olsa, onların belli bir dönemden geçtiğini söylerdi. Fazla geçmeden tekrar beyinlerine kavuşurlardı. Tabii, eminim.