Doğanın içimize ektiği iyilik tohumları öyle zayıf ve öyle ince ki, tutkuların en ufak şokuna, ona ters düşecek bir eğitimin etkisine karşı koyamaz. Aynı zamanda bunlar muhafaza da edilemez, kolayca bozulup yozlaşır.
İnsanlara hizmet etmek için yaratılmış hayvanlar bile ancak karşıt bir arzuyla itiraz ettikten sonra boyun eğiyorsa hangi bahtsız kötü eğilim, özgür yaşamak için doğmuş insanın doğasını, ilk halinin hatırasını, hatta bu hale dönme arzusunu bile bu denli unutturacak kadar bozmuş olabilir?
Oysa bu efendinin sadece iki gözü, iki eli, bir bedeni var ve kentlerinizin sonsuz sayıda sakininden daha fazla bir şeyi yok. Sizden fazlası, sizi yok etmesi için ona verdiğiniz olanaklardır. Sizi gözetleyen sayısız hafiyesini sizden değilse nereden alıyor? Sizi dövmek için bunca ele nasıl sahip oluyor, bunları sizden ödünç almadıysa? Kendilerinizi çiğnediği ayaklar, aynı zamanda sizin ayaklarınız değil mi? Üzerinizdeki erk sizden gelmiyor mu?
Özgürlüğe sahip olmak için sadece onu arzulamak yeterliyse, bunun için sadece istemek yeterliyse, basit bir istekle onu elde etmeyi hala çok pahalı bulacak bir ulus var mıdır dünyada?
Demek ki halklar ellerinin kollarının bağlanmasına izin veriyorlar veya daha doğrusu bağlattırıyorlar, çünkü kulluk etmeyi reddetseler bağları koparacaklar. Halkın kendisi kul olmayı kabul edip kendi boğazını kesiyor; kul olmayı veya özgür olmayı seçebilirken özgürlüğünü itip boyundurluğu seçiyor; felaketini kabul ediyor veya daha doğrusu felaketin peşinden koşuyor. Özgürlüğüne kavuşmasının bir bedeli olsa, hiç ısrar etmezdim; hem de doğal haklarına kavuşması ve bir bakıma hayvan olmaktan çıkıp tekrar insan olması, onun en çok arzuladığı şey olması gerektiği halde.