Ru

"Sana adil bir ceza verdim. . ." "Adil mi? Adaleti neyle ölçersin sen ey Yargıç? Kim seni kırbaçladı ki, kırbaçlanmanın ne olduğunu bilesin? Nasıl oluyor da toprak altında geçireceğim yılları gün ışığında geçirecekmişim gibi parmaklarınla sayabiliyorsun. Sen hiç zindana atıldın mı? Ömrümün kaç baharını benden aldığı­nı biliyor musun? Hiçbir şey bilmiyorsun sen, adil bir insan değilsin sen, çünkü ancak darbe yiyen bilir onun ne oldu­ğunu, darbeyi vuran değil, sadece acı çeken bilir acının ne olduğunu. Kibrin yalnızca suçluları cezalandırmayı biliyor, oysa sensin en büyük suçlu, çünkü ben öfkeliyken aldım insanların canını, tutkumun esiriyken işledim cinayet, oysa sen soğukkanlılıkla alıyorsun hayatımı benden, ellerinin tartmadığı, dehşetini hiç bilmediğin bir ölçüye dayanarak. Adaletin basamaklarından in aşağıya ey Yargıç, yaşayan insanların hayatını bitirme sözlerindeki ölümle ! "
Reklam
Ben savaşta ordularımızı yönetemem, çünkü kılıç güç demektir, güç de adaletin düşmanıdır.
Hayır, Tanrım bu olmamalı, eğer merhametin sonsuz değilse, Sen de sonsuz olamazsın - o zaman - Sen - de - Tanrı - değilsin.
Hiperaktif ve hızlanmış bir yaşam, ölümün kendini hissettirdiği o boşluğu doldurma çabasından başka nedir ki.
Kapitalist ekonomi hayatta kalmayı mutlaklaştırır. Meselesi iyi yaşamak değildir.Daha çok sermayenin daha çok hayat doğu­racağı, yaşama yeteneğini artıracağı yanılsamasından beslenir. Hayat ve ölüm arasındaki katı, toptancı ayrım, hayatın bizzat ken­disini tekinsiz bir donukluğa mahkum eder. İyi yaşama endişesi hayatta kalma histerisine dönüşür. Hayatın biyolojik, vital süreç­lere indirgenmesi hayatın kendisini çıplaklaştırır.
Reklam