Bu egoistçe duyarsızlık doğaldı. Ruhları da bedenleri gibi birleşmemişti. Duyguları canlandıran o sürekli iletişim halini hiç yaşamamışlar, ne hüzünlerini ne de mutluluklarını paylaşmışlardı. Sinir tellerimize dokundukları, bedenimizin kıvrımlarına bağlandıkları, bu bağlamların her birini onaylayan ruhu okşadıkları için koptuklarında bizi darmadağın eden o güçlü bağlar onlar arasında mevcut değildi.
Erkekler yaşam meşguliyetlerinde kedere karşı koyacak gücü bulur; işlerin yoğunluğu onları oyalar ama biz kadınların ruhunda kedere karşı hiçbir dayanak noktası yoktur.