O genç yaşımda, hizmetçilerden ve uşaklardan hüzünlü şeyler dinleyip bozulmuştum bile. Bir çocuğa böyle şeyler yapmanın, insanların işlediği suçlar arasında en alçakça olanlarından biri olduğunu düşünüyorum.
“Peki ya sen, Yozo? diye sorardı. Ben de ne diyeceğimi bilemezdim. Ne istediğim sorulduğu anda hiçbir şey istemez olurdum. Ne olursa fark etmez, nasıl olsa beni mutlu edecek bir şey yok düşüncesi hasıl olurdu.”
benim durumumda, o kızgın yüzlerde korkunç bir hayvani doğa vardı sanki (…) beklenmedik şekilde insanın korkunc suretini, öfkesini açığa vuruşunu görüp saçlarım diken diken olacak kadar korkuya kapılırdım. Bu özelliğin de insanların gerekli özelliklerinden biri olabileceğini düşünür ve genelde umutsuzluğa kapılırdım.