Özge Nur

Özge Nur
@cyclebreaker
Tümüyle mahvolup gitmeden önce, içimdeki insanı bulabilirim. Dostoyevski
Her gün, her saat hayata dört elle sarılmak, gelecekten yoksun olduğunu bile bile günübirlik yaşamayı sürdürmek, tıpkı hava olduğu sürece nefes almamayı bırakmamak gibi karşı konulmaz bir içgüdüydü.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Denge
Yine dengenin önemini gösteren bir alıntı. Fakat "bilinçlilikten" ifadesinin, "gücünü olduğundan fazla algılamak" anlamında kullanıldığı için kast edilenin "fazla bilinçlilikten" olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak yönetim fazla bilinçli olursa da, bilinçsiz olursa da başarısız olur. İdeal yönetim ise "yeterince bilinçli" olmasıdır. İlerleyen kısımda, "Parti'nin başarısı bu iki durumun aynı anda var olabildiği bir düşünce sistemi yaratmış olmasındandır." ifadesi kullanılıyor. Yani parti halktan her iki zıt düşünceyi de aynı anda kabullenmesini istiyor, buna da "çiftdüşün" adını veriyor. (+) ve (-) kutuplarını düşünelim. İdeal olan dengede olmaktır, yanı idealimiz sıfır noktası olmalıdır. Aynı şekilde iki nokta arasında gidip gelen bir sarkaç düşünelim, ideal olan yine orta noktadır. Peki mükemmel orta noktada bulunmak her zaman mümkün müdür? Mümkün olmasa dahi orta noktadan minimum sapma, yaşanan sarsıntının şiddetini azaltacaktır. Kitapta yönetimin halka verdiği bilgilerin de adeta zıt kutuplar gibi sürekli birbiriyle çeliştiğini görüyoruz. Dengenin, (+) ve (-) yi toplayıp "0" elde etmektense; 0'dan minimum sapmayla gerçekleşeceğini söylemiştik. Burada halk iki uç arasında sürekli gidip gelmekte ve (+) ile (-) toplanıp 0 etse bile ciddi sarsıntılara yol açmakta. Bu konuya psikolojiden bir örnek vermek gerekirse: Bilinçaltımızda "süperego" ve "id" olarak iki kutup vardır . Kişi, sürekli olarak bu ikisi arasında gidip gelirse "anksiyete" adı verilen bir hastalık ortaya çıkar. Halbuki ikisinin doğru harmanlanmasıyla "ego" devreye girer ve sağlıklı ruh haline kavuşmuş oluruz. Yani aslında parti bu yönetim şekliyle varlığını devam ettirse de bunun dengeli bir yönetimden değil, güç ve baskı altında gerçekleştirilen uygulamalardan kaynaklandığını görmekteyiz. Ve bunun
Hiç kuşku yok ki, kişisel mülk ve lüks anlamında zenginliğin eşit bir biçimde dağıtılacağı, buna karşılık iktidarın küçük bir ayrıcalıklı zümrenin elinde toplanacağı bir toplum düşünmek mümkündü. Ama böyle bir toplum uygulamada uzun süre ayakta kalamazdı. Çünkü boş vakit ve güvenlik herkesçe paylaşıldığında, yoksulluğun serseme çevirdiği geniş kitleler okuryazar olacak, kendi başına düşünmeyi öğrenecek, o zaman da hiçbir işe yaramadığını sonunda fark ettiği ayrıcalıklı azınlığı ortadan kaldıracaktı. Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi.
Son, başlangıçta gizliydi.
Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı.