"Bir gün annem biraz gergin bir edayla odasına çağırarak benimle konuşması gereken ciddi bir konu olduğunu söyledi. Betim benzim attı, kalbim birden delicesine çarpmaya başladı; bir şey mi sezmişti annem, bir şeyden mi şüphelenmişti? İlk düşüncem sendin, beni hayata bağlayan sırrımdı."
"Sen benim -nasıl söylesem bilmem ki, her tür teşbih yetersiz kalır çünkü- sen benim her şeyimdin işte, tüm hayatımdın. Her şey ancak seninle ilintiliyse hayatımda vardı, hayatımdaki her şey ancak seninle bağlantılıysa bir anlam taşıyordu. Tüm hayatımı değiştirmiştin..."
"... Ama benim sırrımı açabileceğim kimsem yoktu, kimse bana nasihatte bulunmamış, kimse beni uyarmamıştı; dünyadan bihaber, tecrübesizdim; bir uçuruma düşer gibi savruldum kaderime. İçimde yeşeren, tomurcuklanan her şey, sırdaşı olarak sadece seni, senin hayalini biliyordu..."
"O andan beri hep sevdim seni. Biliyorum, senin gibi şımartılıp pohpohlanan birine kadınlar çok söylemiştir bu sözleri. Ama inan bana, kimse seni benim kadar köle gibi, köpek gibi, tüm ruhuyla sevmedi, zira dünyada hiçbir şey karanlıklardaki bir çocuğun fark edilmeyen aşkına benzemez, çünkü onun aşkı, yetişkin bir kadının ihtiraslı ama yine de şuursuzca talepkâr aşkının olamayacağı kadar umutsuz, adanmış, boyun eğmiş, pusuda bekleyen, tutkulu bir aşktır."