Evlenmek, bir yuva kurmak, evliliğin meyveleri olan çocukları sevmek, bu güvensizliklerle dolu dünyada onları ayakta tutmak, hatta yaşam içinde kendilerine biraz kılavuzluk etmek, bana kalırsa bir insanın üstesinden gelebileceği en yüce şeydir.
Jean Teulé’nin Dansa Davet kitabı, gerçekten çok ilginç. Hikâye aslında tamamen uydurma değil, tarihsel bir olaya dayanıyor. 1518’de Strazburg’da insanlar bir anda sokaklarda dans etmeye başlamış, günlerce durmadan dans etmişler. O kadar uzun sürmüş ki bazıları yorgunluktan ölmüş. Teulé bu olayı “dans vebası” olarak bilinen gerçek hikâyeden alıp romanlaştırmış. Ama sadece olayı anlatmakla kalmıyor; o dönemdeki açlığı, insanların çaresizliğini ve baskı altında nasıl delirdiklerini de gösteriyor. Yazarın dili biraz kara mizahlı, yani hem güldürüyor hem de rahatsız ediyor. Kitabı okurken bir yandan “bu nasıl olur?” diye şaşırıyorsun, bir yandan da “aslında biz de bazen topluca delirmiyor muyuz?” diye düşünüyorsun. Kısacası Dansa Davet, hem tarihten alınmış hem de bugüne dokunan, düşündürücü bir roman.