İngiltere'de yaşayan Japon bir kadının, kızının intiharının ardından geçmişin puslu dehlizlerine yaptığı o sessiz, melankolik ve derinden sarsıcı yolculuğuyla geldim. Kazuo Ishiguro’nun bu ilk romanı, yazarın daha sonra dünya çapında parlayacak olan o muazzam "hafıza, suçluluk ve inkâr" temalarının ilk ve en zarif tohumu.
Ana karakterimiz Etsuko, günümüz İngiltere’sinde oturup geçmişe, atom bombasının yıktığı Nagazaki’deki o küllerinden doğmaya çalışan savaş sonrası günlerine döner. O dönemde tanıştığı gizemli Sachiko ve onun travmatik kızı Mariko ile olan ilişkisini hatırlar. Fakat Ishiguro hikayeyi öyle bir anlatır ki, anlatıcının hafızasına asla tamamen güvenemezsiniz. Sayfalar ilerledikçe, o sakin taşra manzarasının ve kibar diyalogların altında saklanan tekinsiz bir suçluluk duygusu içinizi titretmeye başlar.
Kitap, atom bombasının yarattığı o toplumsal ve bireysel yıkımı kör göze parmak bir dramla değil; sisli bir sabah manzarasının ardına gizlenmiş o çıt çıkarmayan, soğuk ve puslu bir atmosferle veriyor. Karakterlerin dillerine vuramadıkları, bastırdıkları o devasa acılar, satır aralarından sızıp okuyucunun boğazına düğümleniyor.
Son sayfaya geldiğinizde, Ishiguro’nun o meşhur ve sarsıcı üslup numarasıyla baş başa kalıyor ve tüm kitabı zihninizde yeniden okuma ihtiyacı hissediyorsunuz. Kısa, sakin ama tortusu çok ağır bir şaheser.
Puanım: 8 / 10