Deniz Sinanoğlu

İnsanların hayatlarının bir anda başkalarının ellerine teslim edilmesindeki rahatlık ve güven bana hep büyüleyici gelmiştir. Tamamen yabancı olmalarına rağmen yalnızca bilimsel yeti nedeniyle bu yetkiye sahip olanların eline… Hele ki başka seçenek yoksa…
Reklam
Kapısını kapatabildiğin bir ofisin olması büyük nimet. Yoksa artık nereye baksan açık plan ofis, yalnız kalmak, telefon etmek veya bağırmak istediğinde —ki kapitalizmde insanın içinden sık sık bağırmak geliyor— bunlar için özel oluşturulmuş bir kabine girmen lazım.
Bilinmezlik tedirgin eder onu. Pek çok şeyin anlaşılmaz olması. Materyaller, ambalajlar, başkalarının duyguları ve niyetleri, çoğunlukla da kendisininkiler. Resmin alta geldiği kartlar. Markus’un ona pazar günleri hep fazladan iş yüklemesi ve Georg’un hiç hayır diyememesi.
Tabiatta bizim insani, matematiksel hesaplarımıza yer olmadığını biliyordum ama yine de düşman güçlerin, insan hayatı açısından mahvedici koşulların varlığını kanıtlayan işlerin başa geldiğini ve bu mahvedici güçlerin seçilmiş ulvi insanları yıktığını görüyordum.
Hangisi daha iyi: hür ve kör bir adam olmak mı, görmek ama haksız yere hapis yatmak mı?
Reklam