Halil b. Ahmet demiştir ki: "İnsanlar dört gruptur:
Biri, doğruyu bilir, bildiğini de bilir (ve gereğince amel eder) ; o, âlimdir, ona uyun.
Biri, bilir fakat bildiğinin farkında değildir; o, uyumaktadır, onu uyandırın.
Biri, bilmez, fakat bilmediğini bilir; o, irşad olmak isteyen biridir, ona doğruyu öğretin.
Biri ise bir şey bilmez, bilmediğini de bilmez (bilmek de istemez) ; o koyu bir cahildir; onu terkedin (örnek almayın, sözüne kulak vermeyin)."
"Tevekkül:Sebeplere yapışmayıp tembel tembel oturmak değildir. Çünkü böyle yapmak Allah-ü Teâlâ'ya karşı edepsizliktir. Müslüman'ın meşrû olan bir sebebe yapışması lazımdır. Sebebe yapıştıktan ve çalışmaya başladıktan sonra tevekkül edilir. Çünkü Allah-ü Teâlâ sebebi, istenilen şeye kavuşmak için bir kapı gibi yaratmıştır. Bizim vazifemiz kapıya gidip beklemektir. Sonrasını O bilir. Çok zaman kapıdan gönderir. Dilediği zaman da pencereden atarak verir."
"Misyonerlik faaliyetlerine sadece dini açıdan bakmak da yanlış olur. Çünkü Vatikan'ın nihai hedefi bu değil. Esas maksat ülkemiz. Nitekim, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuyusunu bu misyonerler kazmıştı. Tanzimattan sonra, açılmasına iyi niyetle müsaade edilen yabancı okullar, yoğun bir şekilde misyonerlik faaliyetlerine girmişler ve yetiştirdikleri kimseleri devletin üst kademelerine getirerek Osmanlı'nın yıkılışını sağlamışlardır. Vatikan'ın nihai hedefleri Anadoluy'du. "Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü" adı altında Anadolu'yu tamamen Hristiyanlaştırarak eski haline döndürmek istiyorlar."
"Nitekim, diyaloğun mimarlarından olan diyalog toplantılarında hep komisyon başkanlığına getirilen bir ilahiyat profesörü "Ben yurt dışına gittiğim zaman sık sık kiliselere gidiyorum; çok da lezzet ve zevk alıyorum diyor." Aynı Prof. diyalog konusunda da, "Efendim, diyalog ve hoşgörü devam edecekse, Hristiyanlarla konuşurken sizin kitabınızı bozulmuş, sonradan değiştirilmiş; en hakiki din benim dinim demeyeceksiniz." diyor. Yine diyalogcular, Sadece, ' La ilahe illallah' demeyi, 'Muhammederresulullah' dememeyi telkin ediyorlar."