Çünkü şeyler gerçek özleriyle değil de, böyle soyut olarak tasavvur edildiklerinde, hayalgücü onları anında birbirine karıştırır. Çünkü insanlar aslen tek olanı çokmuş gibi hayal ederler. Nedeni, böyle soyut, birbirinden kopuk ve muğlak şekilde anladıkları şeylere, kendilerine aşina gelen nesneleri tanımlamak için kullandıkları adları vermeleridir. Böyle olunca da, önceden bu adları verdikleri nesneleri nasıl tahayyül ediyorlarsa, bunları da o şekilde tahayyül ederler.
Ne var ki insan kendi düşüncesiyle böyle bir dü- zeni takip edecek yeterlikte olmadığından, ama bir yandan da kendi doğasından çok daha güçlü bir insan doğası tasavvur edebildiğinden ve böyle bir doğayı edinmesine mâni olacak hiçbir sebep göre- mediğinden, kendisini böyle bir yetkinliğe ulaş- tıracak vasıtalar aramadan da edemez. İşte onun bu yetkinliğe erişmesine vasıta olabilecek her şeye gerçek iyi denir.Mutlak iyi ise, insanın mümkünse başka bireylerle birlikte böyle bir doğaya kavuşmuş olmasıdır. Bu doğanın mahiyetinin ne olduğunu yeri geldiğinde göstereceğiz ki, aslında zihnin Doğayla olan birliğinin külli bilgisine ermesidir bu.