"eskiden gülümserdim. şurada ince çizgiler vardı," parmağını burnunun kenarından ağzının köşesine doğru kaydırdı. "çok gülmekten." gözünün dış kenarına dokundu. "burada da vardı. şimdi yoklar tabii. ama eskiden gülümserdim, gülerdim."
elm gözlerini onun yüzünden, bakire ile pürüzsüzleşen teninden ayırmadı. "hatırlıyorum," dedi usulca.
"hayır, hatırlamıyorsun. ekinoks'tan önce bir kere bile yüzüme bakmadığına bahse girerim." içkiden bir yudum aldı. "tabii bahse girecek param olsaydı."
dudaklarına tembel bir gülümseme yayıldı. "iyi ki paran yok. yoksa onu son kuruşuna kadar alırdım."