Fazla sesli gülmüşüm: Birçok başın benden yana döndüğünü görüyorum. Bir de gerektiğinden fazla konuştuğumu düşünüp üzülüyorum. Gerçi kimseyi ilgilendirmez bu.
İrkilerek yerimden fırlıyorum: Düşünmeyi durdurabilsem iyi olacaktı. Düşünceler her şeyden daha yavan. Etten bile yavan. Uzayıp dururlar, bitmez tükenmezler ve insanın ağzında acayip bir tat bırakırlar. Bir de düşüncelerin içinde kelimeler var; tamamlanmamış kelimeler, eksik kalmış cümleler durmadan geri gelirler: "Bitirmem gere... Varolu... Ölüm... M. de Rollebon öldü. Değilim... Varolu..." Böyle sürüp gidiyor, bitmek bilmiyor bir türlü.
Geçmiş var olan bir şey değildi. Hem de hiç. Ne eşyada ne de düşüncemde. Kendi geçmişimin benden kaçtığının çok uzun zamandan beri farkındaydım. Ama önceleri ulaşamayacağım bir yerde olduğuna inanıyordum.
İşte yine bana bakıyor. Bu kez konuşacak; kaskatı kesildiğimi hissediyorum. Aramızda bir yakınlık duygusu yok: Birbirimize benziyoruz sadece. O da benim gibi yalnız fakat yalnızlığın içine daha çok batmış. Kendi Bulantı'sını ya da ona benzer bir şeyi bekliyor olmalı. Demek beni tanıyan, yüzüme baktıktan sonra "Bu da bizden," diyen insanlar var artık. Yani? Benden ne istiyor öyleyse? Birbirimize yardım edemeyeceğimizi biliyor olması gerekir.