Durmuş Ali ÖZBEK

Durmuş Ali ÖZBEK
@dalice
DÜŞERSEM YERLERE
Bir gün bırakıp da, gitme ellere, Düşersem yerlere, artık kalkamam. Destan etme beni, dilden dillere, Düşersem yerlere, artık kalkamam. Seni ben canımdan, can biliyorum, Damarda dolaşan, kan biliyorum, Aksin(i) düşünmeyi zan biliyorum, Düşersem yerlere, artık kalkamam. Sensiz ömrümün, baharı solar, Düşen yaprak gibi, bir ömür dolar, Süpürür götürür, sel olan sular, Düşersem yerlere, artık kalkamam. Sensiz bu dünyayı, sorma neyleyim Yediğim ekmeği, kimle böleyim? Gözden akan yaşı, nasıl sileyim? Düşersem yerlere, artık kalkamam. Özbekoğlu son kez, yâre uğrasın, Şafağın gözünde, onu arasın, Seherin vaktinde, saçın tarasın, Düşersem yerlere artık kalkamam. 02.02.2024 Konya Durmuş Ali ÖZBEK
Şiir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sen
Sevip sevilmemek, dokunur cana, Sevip de bir kere, yormadın ki sen. Halin nedir diye, bakmadın bana, Görüp de bir kere, durmadın ki sen. Tutmadım gönlümü, hep sana aktı, Gözlerim ardından, bil sana baktı, Bu sevda oyunu, canımı yaktı, Dönüp de bir kere görmedin ki sen. Çok zamandır sana, gönül bağladım, Boş yere yanarak, yürek dağladım, Üzülmek nedir ki, ben hep ağladım, Sorup da bir kere, bulmadın ki sen. Özbekoğlu sildi, defterden seni Varsa hatıranda, sende sil beni, Kapadım hesabı, açmam ki yeni, Sevip de bir kere, sormadın ki sen 28.01.2024 Konya Durmuş Ali ÖZBEK edebiyatevi.com/yazi/281317/sen
Şiir
TOKALI BABAANNEM
Babaannem 1975 yılının Ağustos ayında bir gün sabah namazından sonra vefat etti. Babam; “Haydi oğlum sen koşa koşa Ermenek’e git, amcanın kızına haber ver. Cenazeye gelsinler. Koşarsan bir saatte varırsın. Gelirken onlar arabayla onlarla gelirsin.” dedi. Köyümüz Ermenek’e 15 kilometre. Evet, 15 km. koşacaktım. Daha güneş doğmamıştı. Cebimde sadece 5 liram vardı. Babam annesini kaybetmenin üzüntüsüne bana para vermeyi de unutmuştu. Mizacı sert olduğundan ben de para isteyemedim. “Haydi, bismillah” dedim ve koşmaya başladım. Hiç durmadan koşsam bir buçuk saatte Ermenek’e ulaşabilecektim. Amcamın kızı hemen hazırlanıp geri dönersek sabah saat 9’a köye gelmiş oluruz hesabını yaparak ha bire koşuyordum. Normalde 45 dk da yürünecek yolu 20 dk da koşmuşum. Ardımdan bir kamyonun Güneyyurt gönünden geldiğini gördüm. El sallayarak durdurdum. Nereye gittiğimi sordular, bende babaannemin öldüğünü, amcakızına haber vermek için Ermenek’e gideceğimi söyledim. Şoför; -Kasaya çık, dedi. Hemen kamyonun arka tekerine ayağımı basarak kasaya bir çırpıda çıktım. Şoför kamyonun sol yönündeki dikiz aynasından bana bakıyordu. Dikiz aynasında görünen şoföre “devam et” diye seslendim. Kamyon uğultulu bir sesle hareket etti. Az sonra vites değişiminde ses bir daha değişti. Kamyona binişime sevinmiştim ancak benden para isterse korkusunu duymaya başladım. Arabadan nasıl ineceğime dair plan kurmaya başlamıştım. Ermenek, Sipas Camii önünde yol daralıyor. Her araba orda mecburen yavaşlıyor, orayı geçtikten sonra hızlanıyorlardı. Güneş doğmuş, yavaş yavaş sıcak Ermenek vadisini kavurmaya başlamıştı. “Tamam, işte.” dedim. Sipas camii önündeki dar yola doğru yaklaşırken araba yavaşlamaya, ben ise hızlanmaya başladım. Kamyon tam yavaşlarken arka kapağı tırmanıp, aşağı doğru fırladım. Kamyonun sağ ve sol
ÖHÖÖÖ!
Bir gün önce karlar erimeye başlamış sokak aralarında küçük göbetler [1] oluşmuştu. Çocuklar sabahları bu göbetlerin buz olmasını dört gözle beklerlerdi. “Hele bir ayaz çıksın, siz o zaman buz nasıl olurmuş.” dedi büyük çocuk. Sonra ekledi: “İpinizi, katırınızı [2] hazırlayın. Yarın katır döndüreceğiz. Bakalım kimin katırı birinci gelecek. Göreceksiniz benim katırım birinci gelecek.” dedi. Tüm çocuklar sabah oluşacak buzu ve dönecek katırların dönüşü hayaliyle uykuya daldılar. Sabah ezanı okunduktan sonra anne ve babalarının abdestlerini alıp namaza duracakları sırada uyananlar oldu. Bir daha yatmadılar. Havanın aydınlanmasını beklerken anne kahvaltı hazırlarken babalarının Kur’an okuyuşunu dinleyen ve sonunda dua edenler vardı. O gün katır döndürme yarışmasında birinci olayım diye dua etmişti sokağın en küçüğü olan çocuk. Hava ayazdı. Her yer donmuştu. Dışarı çıkmak isteyen çocuğa hava soğuk diye anne baba engel oluyordu. Derken güneş doğdu. Katırı ve ipi elinde annesine babasına buzda katır döndürüp geleceğini söyleyip izin alınca, koşa koşa buz olan göbetin yanına vardı. Hemen katırına ipi doladı ve buz üzerine fırlattı. Katır dönüyordu. Derken bu fırlatışlar devam etti. Katır devrilip düşünce hemen yeniden eline alıp ipi doluyor yeniden gerilip ve katırı buzun üzerine fırlatıyordu. Katır vınnnn diye dönmeye devam ediyordu. Müthiş bir antrenman yapmıştı. O sırada sokakta diğer çocuklarda göründü. En sonra büyük çocuk geldi. -Arkadaşlar yarışı başlatacağım. Beşimiz birlikte katırı buzun üzerine atacağız. En önce devrilip düşen katırı, en son düşen katırın sahibi alacak kabul mü? Hepsi birden; “Kabul dediler.” Bu sırada küçük çocuk katırına ipi dolamış hazır ve tam atış pozisyonundaydı. Büyük çocuk saymaya başladı: 1,2,3 beş çocuk hepsi birden katırlarını buz üzerine
İnsan ve Hayat
DÜĞEN ZAMANI
Dön babam dön. Temmuzun sarı sıcağı cayır cayır yakarken Güneşin gö-zünde,[1] düğenin üzerinde dön babam dön. Büyükler harman kenarında bir asma gölgesinde uzanıp günün yorgunlu-ğunu atarken, düğeni sürmek için adımız söylenince hiç itiraz etmeden düğenin üstüne çıkar gönülsüz gönülsüz düğenin üzerinde dönmeye başlardık. Biz taşra çocuklarına düğen sürme büyük bir işti. Bu zamanda şehirden köye gelen yakın akraba çocukları düğene binmek, harmanda dolanmak için can atarken bizlere Güneşin gözünde bir işkenceye dönüşürdü. Düğen üzerinde oturup sürmeye devam etmeye kalksak, büyüklerimiz hemen “Çabuk ayağa kalk!” şeklinde uyarılırdık. Hani bu uyarıyala suç işlemiş gibi korkardık da. Bazen geçmişe özlem uyanır belleğimizde bir yandan o günlere “iyiydi” demek isteriz, ancak o zorlukları hatırlayınca “Aman Allah korusun.” demeden edemeyiz. Bende öyleyim. Okulun açılmasını dört gözle beklerdim. Okulda oku-mak özellikle benim için işten kurtuluştu. O günleri özlüyorum sanmayın. Sadece anılarımda acı tatlı yer alıp, zaman zaman bir düş sonrası uyanır gibi oluyorum. Patoz Geliyor 1971 yılıydı, ilk defa kara patoz dedikleri harman makinesi Köprübaşı dediğimiz mevkie gelince, düğen çilesi çekenlerden biri olarak çok sevinmiştim. Köprübaşı’nda beş altı tane harman vardı. “Kamil Memedi”nin harmanında ilk defa patoz kurulmaya başlanacaktı. Traktörün ardına bağlı olan patoz, dört kişinin karşılıklı tuttukları uzun ağaç yardımıyla traktörden ayrılırken patozun ucu yere kaydırılmış “Kamil Memedi”nin ayağı üzerine düşmüştü. “Kamil Memedi” “Ooof anam! Yandım anam!” diye bağırırken büyük bir telaş başlamış patozun ucu kaldırılıp, yaralı “Kamil Memedi” geri çekilmişti. Hemen bir bez parçası ayarlanıp yaralı ayağın üzeri sarılırken “Kamil Memedi”, “Ooof anam! Yandım anam!” diye bağırmaya
İnsan ve Hayat