Bu düşünceye göre, insanın sevebileceği her şeyden vazgeçmesi gerekir; sevdiklerini yitirip, üzülmesi kaçınılmaz bir sonuçtur çünkü. Yitirmemek için, sevgiden vazgeçmek zorundayız. Başkası yok etmesin diye, kendi sevgimizi kendimiz yok etmek zorundayız. Acı çekmek ihtimali olduğu için her türlü bağlılıktan kaçınmalıyız.
Kaba, umutsuz bir anlamdı bu. Bütün sevdiğimiz şeyleri kendimiz yok edemeyiz.
Ölüme aracılık eden ümit, kinden daha büyük bir canidir. O, arzuladığı şeyleri kulağına fısıldayarak insanı sakinleştirir, inandırır ve bıçağın altına gönderir.
Sönen her günün sonunda, acı vermemesi için geçmişi silmiş, öldürmüş olsaydık; yeni günü artık mevcut olmayanla kıyaslamaz, ona daha kolay tahammül ederdik. Böyle ise hayal ve gerçek birbirine karışıyor, hatıranın da hayatında temizi kalmıyor.