Raskolnikov tek bir şeyi biliyordu: Yeniden dirilmişti artık! Yenileşen varlığıyla bunu çok iyi anlıyordu. Sonya ise, o zaten Raskolnikov'un varlığıyla yaşıyordu!..
Aynı günün akşamı, üzerine hapishanenin kapısı örtüldüğü zaman Raskolnikov ranzasına uzanmış Sonya'yı düşünüyordu. Aynı gün, eskiden düşmanları olan öteki mahkumların da kendisine artık bambaşka bir gözle baktıkları duygusuna kapılmıştı. Hatta kendiliğinden gidip onlarla konuştu; onlar da Raskolnikov'a tatlı karşılıklar verdiler. Şimdi bunları gözünün önünden geçiriyordu. Zaten bunun böyle olması gerekiyordu. Şimdi her şeyin birden değişmesi gerekmez miydi?