Tuğçe Kasap

Dünyayı fethetmek denen, ama tenlerinin rengi bizimkinden farklı olan veya burunları bizimkinden biraz daha yassı olanların elindekini almaktan başka pek bir anlam taşımayan şeyi birazcık kurcaladığın zaman sevimli bir şey olmadığını görüyorsun.
Reklam
Hiçbir korku açlık karşısında dayanamaz, açlığı giderecek bir sabır yoktur, açlığın olduğu yerde tiksinti falan kalmaz; hurafelere, inançlara ve tabiri caizse prensiplere gelince, bunlar bir meltemle bile saman çöpü gibi uçar gider.
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2020 86. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2020 23:13
Afrika’ya yaptığı yolculuk sonucu orada gördükleri karşısında dehşete düşen Joseph Conrad, yaşadıklarından izler barındıran Karanlığın Yüreği’ni 1899’da yazmış. Çıktığı ilk dönemden beri ses getiren bu novella, geçenlerde @isbankasıkulturyayınları tarafından yayımlanınca merak edip aldım. Modern klasiklere düşkünlüğüm sonucu aldığım bu kitap, beni etkileyen klasikler arasına girdi; yer yer ruhumu daralttı, yer yer dehşete düşürdü ve gerçeklerin ayırdına varmamı sağladı. Marlow adındaki karakterin bir gemide suların yükselmesini beklerken arkadaşlarına başından geçen ve onu çok etkileyen bir olayı anlatmasıyla biz de Karanlığın Yüreği’ne yolculuk ediyoruz. Hayatta pek bir uğraşı olmayan ama gemi sürmeyi öğrenip kaptanlık belgesi almış olan Marlow, kendini kanıtlamak ve çocukluğundan beri görmek istediği Afrika’ya gitmek için bir şirkete başvuruyor. Bu ‘Şirket’ o dönemde onlarcası gibi Afrika’daki halkı medenileştirme kisvesi altında sömürüyor, dövüyor, öldürüyor… Kaptanlardan biri yerlilerle sorun yaşadığı için kısa sürede işe alınan Marlow uzun bir yolculuk sonrası Afrika’ya, Şirket’in Merkez İstasyonu’na ulaşıyor. Bölgeye adımını attığı anda yerli insanlara yapılan zulüm ile yüz yüze geliyor; dinlenmek için gittiği ağaçlığın gölgelik kısmında yarı baygın ve hepsi bir deri bir kemik olan yerliler onu şok ediyor, üzüyor. Hızla oradan uzaklaşıyor. Merkez İstasyon yozlaşmış; çalışmayan ancak gözü yükseklerde bir sürü ‘hacı’ ile dolu. Ellerinde ‘asa’ları tüm gün dedikodu kazanı kaynatan bu adamların tek bir amaçları var: Para. Kaptan olarak gelen Marlow yerinden kıpırdayamıyor çünkü o gelene kadar dayanamayıp yola çıkan Müdür ve hacılar ellerindeki tek tekneyi batırmışlar. Enkazın içinden kendine çalışabilir bir tekne yapmaya çalışıyor Marlow. Çok zor olmayan bu iş bile
Karanlığın YüreğiJoseph Conrad · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20205,5bin okunma

Tuğçe Kasap

, bir kitap okudu
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2020 23:13
·
2020 86. kitabı
Joseph Conrad
6.7/10 · 5,5bin okunma
10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2020 85. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2020 23:11
Genç bir delikanlı olan Bertold Berger’in çocukluğundan beri en büyük hayali Viyana’ya gitmek, şehir hayatının içinde kendine kalıcı bir yer bulmak, arkadaşlar edinmek olmuş. Bu hayal için çabalamış ve Viyana’ya tıp okumaya gelmiş. Viyana’ya geldiği ilk günle başlıyor hikaye. Şehrin karmaşası karşısında bocalayıp kalan delikanlı, o ilk gecede karamsarlığa kapılıyor. Uyuyamıyor, yemek yiyemiyor, konuşacak kimsesi olmadığı için derdini anlatamıyor. İnsana en ağır gelen şey ‘yalnızlık’tır bence. Hayattaki tek arkadaşı kız kardeşi, ondan uzak kalmak derin bir yalnızlık çukuruna düşürüyor Bertold’u. Toplumun bir erkeğe yüklediği niteliklerin çoğundan yoksun Bertold. Sert, kaba, konuşkan, buyurgan, kavgacı, pis; bu özelliklerin hiçbirine sahip değil. Hep var olan fiziksel güç yoksunluğu, onda daha naif -tabiri caizse kadınsı-, çekingen, korkak bir karakter oluşturmuş. Farklı olanın dışlandığını hepimiz biliyoruz; dışlanmak ise bir insana yapılabilecek en kötü psikolojik baskılardan biri. Bu baskı sonucu olan intihara meyil, hikaye boyunca baş ucumuzda duruyor. Kaldığı binada yan odada yaşayan ve tek arkadaşı olan Schramek ise yukarıda bahsettiğim genel karar bir erkek tipi. Onunla olan arkadaşlığı Bertold’un biraz açılmasını sağlar sanıyoruz hikayenin başlarında ancak ‘insanın fıtratı’ ve ‘çocukluktan gelen psikolojik hasarlar’ kavramlarını gözden kaçırıyoruz. Şehir hayatına daha fazla dayanamayıp evine dönmeye karar veren Bertold’u durduran olay, yoksul ev sahibesinin kızının Kızıl’a yakalanması oluyor. Savaşacak, kendini kendine kanıtlayacak bir olay buluyor. Daha fazla yorum yaparsam hikayeyi okumanıza gerek kalmayacak, o yüzden burada duruyor ve Zweig’in şimdiye kadar okuduğum güzel hikayelerinden Kızıl’ı sizlerin de okumanızı öneriyorum.
KızılStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202236,9bin okunma
Reklam