Tuğçe Kasap

8/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2020 78. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2020 22:40
Flavia de Luce, 11 yaşında bir kimyager. İlgi alanı ise zehirler. Buckshaw malikanesinde babası, iki ablası ve bir kâhya ile yaşıyor. Büyük büyük dayısından kalma bir laboratuvarda deneylerini yapıyor, gözlemliyor ve öğreniyor. Ablalarıyla hiç anlaşamayan Flavia sürekli intikam peşinde. Dahi kızımız asla pes etmiyor. Hayatı böyle sürüp giderken, bir sabah babasıyla birlikte mutfak kapısının önünde gagasında posta pulu olan ölü bir su çulluğu buluyor. Babasının bu durumdan çok etkilenmesi Flavia'yı kuşkulandırıyor. Olayın ertesi günü bahçede salatalıkların içinde bir adam buluyor, ölmek üzere olan adamın son sözü 'Vale' oluyor. Gecenin bir yarısı babasıyla kavga eden bu adamı kim öldürdü? Tek şüpheli babası gibi duruyor. Hapsedilen babasını kurtarmak için suçu üstüne almaya çalışan Flavia, babasıyla konuşma fırsatını yakaladığında onun yapmadığını anlıyor. Peki o zaman kim öldürdü? Küçük dedektifimiz babasını kurtarmak için geçmişi araştırmaya, olguları bugünle birleştirmeye çalışıyor. Kitabın çevirisi çok güzeldi. Olay akışı zaten şahaneydi. Bir çırpıda bitirdim. Pegasus Yayınları yine bir seriyi daha başındayken bırakmış. Kaliteli serilerin devamını getirmenizi istemek, çok olmaz herhalde. Dört gözle bekliyorum.
1000Kitap
Turtanın En Tatlı YeriAlan Bradley · Pegasus Yayınları · 2016272 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

Tuğçe Kasap

, bir kitap okudu
8/10
·352 syf.··
Beğendi
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2020 22:40
·
2020 78. kitabı
Alan Bradley
6.7/10 · 272 okunma
İnsanların seyretmeyi umduğu manzara, onun ölüme mahkum edilen bedeninin alçakça ezilmesiydi; onlara heyecan veren şey bu ölümsüz yaratığın lime lime doğranıp parçalara bölünecek olmasaydı.
Kısacası, umutsuz insanların umutsuzca kumar oynadığı umutsuz bir dönemde yaşıyoruz.
10/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2020 81. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2020 22:34
Okuduğum her klasik, klasiklere olan beğenimi bir parça genişletiyor. Bazıları çok fazla klasik okuduğumu düşünüyor; ancak klasik dediğimiz kitap topluluğu tek bir tür değil. Aşk, fantastik, macera, politik, tarihi... Birçok türü içinde barındıran bu topluluğa bir köşesinden dokunmanızı tavsiye ederim. İki Şehrin Hikayesi, İngiltere ve Fransa ekseninde dönen, iki ülkenin dönem özelliklerini bize başarıyla yansıtan, 'giyotin'in acımasızlığını gün yüzüne vuran mükemmel bir roman. Bastille Hapishanesi'nde 18 yıl haksız yere tutulan Dr. Manette'nin mezarı haline gelen bu yerden çıkmasıyla başlıyor kitabımız. Eskiden yanında çalışan meyhaneci Defarge'ye teslim edilen doktor, burada bir süre kalıyor. Ancak tek kişilik hücrede geçirdiği 18 yıl doktorda kalıcı izler bırakmış. Hücredeyken verilen ayakkabı tezgahından ayrılamıyor, geçmişini unutmuş durumda. Onu geçmişe ve geleceğe bağlayansa kızı Lucie oluyor. Babasını alıp İngiltere'ye götürüyor ve huzurlu bir hayat sağlıyorlar birbirlerine. Bu huzur Lucie ile evlenen Charles'ın Fransa'daki ihtilalin tam ortasında biri adına şahitlik etmek için Fransa'ya gitmesi üzerine bozuluyor. Soylu olduğu için hapse atılan Charles kurtulması imkansız bir döngüye giriyor. Halk adına halk tarafından yapılan ihtilal soylu, yoksul fark etmeksizin insanları katlediyor. Giyotini çıkarıyor ortaya ve seyirlik sinema gibi ölüm izlettiriyor. Örgü ören kadınlar en ön sıralarda oturuyor, Madam Defarge ise komutanları. Kitap hakkında anlatacak o kadar çok şey var ki... Ayrıntılarla bezeli şahane bir eser.
İki Şehrin HikayesiCharles Dickens · Koridor Yayıncılık · 201676,5bin okunma